Son bir haftaya yakın evimizin kalabalık olmasından dolayı içimdeki iflah olmaz "masa başı sohbetçisi" yeniden ortaya çıktı ve şimdi misafirlerimin gitmesiyle birlikte kocaman bir boşlukta gibiyim. Bizim ailede böyledir hep. Yemekler yenecek, masadan hiç kalkmadan muhabbet devam edecek, espriler, komiklikler, kahkahalar, kritikler -kesinlikle dedikodu değil- havada uçuşacak falan. Şimdi bunları yapacak kimsem olmadığı için buraya yazmak istedim.
Dün şunu yapmam lazım, bunu yapmam lazım dediğim günlerden biri olmadığı için -uzun zaman sonra ilk defa- acayip boşlukta hissettim. Birçok şeyi bir arada yapmaya kalkıştım sonuç olarak hiçbir şey yapamadan günü bitirdim. Aslında hiçbir şey yapmadım dersem doğru olmaz, Westworld yeni sezon ilk bölümünü izledim, ne zamandır bekliyordum, başladığı için acayip mutluyum.
Günüm böyle geçip giderken, aklımda bir şey dönüp duruyor, yazmazsam olmazdı. Bilen bilir burada şimdilik utopian paylaşımlarıma ara vermiş olmamdan dolayı paylaşımlarım genelde edebiyat ağırlıklı. Okumayı seviyorum ve ömrümün yetmeyeceği kadar kitaba sahip olmanın da huzursuzluğunu hep taşıyorum içimde. Şimdi. Konu başlığımız bahsedeceğim şeyle ilgili ipucu veriyor aslında. Kurgunun Cazibesi...
Edebiyatta, romanlarda daha doğrusu okuduğumuz şeyin kalitesini değerlendirirken kitabın ana karakteri önemli bir yer tutuyor. Aslında filmlerde de böyle, izlediğimiz şeylerde ana karaktere çok önem veriyoruz, ama neyse, biz edebiyattan, romanlardan devam edelim. Ana karaktere öyle özellikler yüklenmeli ki, ana karakteri birazcık da olsa sıradan, normal biri olduğunda o kitap pek de etkileyici gelmiyor insanlara. Derinliği olmayan hiçbir karakter bize sahici gelmiyor. Hani sanki o karakter öyle süper kahraman olmalı ki, her gün başına garip garip olaylar gelmeli, her gün aksiyon dolu geçmeli, şöyle bomboş tembellikle geçirdiği bir gün asla olmamalı, gibi...
Sonra gerçek hayata bakıyorum. Kendim de dahil, etrafımdaki diğer insanlara.
Öyle çook derin karakterlere sahip miyiz? Öyle bol aksiyonlu hayatlarımız var mı? Yoksa bir şekilde günü geçirmeye çalışan sıradan insanlar mıyız? Ya da şöyle sorayım. Sıradan olmak çok kötü bir şey mi? Hangisiyiz. Romanlardaki, filmlerdeki, dizilerdeki gibi derin, süper karakterler mi, yoksa dümdüz insan mı?
Eğer ikincisiysek, yazılmış bu kadar romanda, çekilmiş bunca filmde, dizide kimler anlatılıyor?