Narnia'ya gitmeyi hiç istemedim. Kitaplarını hiç okumamıştım ve sadece filmlerden gördüğüm kadarıyla ince bir Oz Büyücüsü tadı almıştım. Oz Büyücüsü'nü sevmem, bu küçük yaşlarda izlediğim filminden dolayı. Korkunçtu. Filmin bizi mutlu edip sınırsız bir dünya sunması gerekirken, garip yaratıklarla dolu bir diyara hapsediyordu. Böyle yazarken düşündüm de aslında Dorothy yapmışlar bizi, güzel vermişler duyguyu. Olsun yine de korkunç bir film. Konumuz bu değil tabi.
İstanbul'u sevmediğimi beni takip ediyorsanız biliyorsunuzdur. Bu yüzden, 2 senelik önlisans eğitiminin ardından DGS ile geçiş yaptığımda, kendime karşı gelip seçtiğim Marmara Üniversitesi G.S.F'ye (Film Tasarımı), bu sefer kendimi dinleyip gitmedim. Bir daha girdim sınava. Yine Marmara'ya geçebiliyordum ama İstanbul. Gitmedim, memleketimdeki üniversitede kendi bölümüme yakın bir bölümü bitirmeye karar verdim. Ama biliyorsunuz, konumuz bu da değil.
Üniversite'ye giderken ilk neye bakıyorsunuz bilmiyorum ama ben önce öğretim kadrosuna bakıyorum. Tabi bu üniversitede çok bir şey beklemiyordum. Kısa bir göz geçirdim, ortalama bir kadro var gibi görünüyordu. O yüzden, daha çok başka bir yere odaklandım; Kütüphaneye.
Deyimler, bazen öyle, popüler kültürle birlikte girerler dilimize. Tdk göstermez bunları ama zihnimize kazınmışlardır. Narnia'nın Kapısı da böyle bir şey işte ve bana kalırsa bütün kütüphaneler Narnia'ya açılan kapılardır. Konumuz bu.
Kapıdan giriyorsun, okuyamayacağın kadar çok kitap. Sonra Borges geliyor aklına, "Cennet tasavvuru kitaplardan oluşan bir labirent" olan adam. Diyorsun ki adamın haklılık payı da yok değil. İlerliyorsun, raflar arasında öyle dolaşıyorsun ders arasında. Kedinin ciğere baktığı misal. Biliyorsun hepsini okuyamazsın, okusan da zaman kaybı olacak. Ama o rafların arasında başka insanların zihninde yolculuk etmeyi hayal etmek güzel değil mi?
Heyecanlanıyor insan. Bu çok az oluyor artık bana, heyecan diyorum, insan büyüdükçe daha az heyecanlanıyor. Ben, ya güzel bir film izlediğimde ki bu ister duygusal, ister komedi ister başka bir tür olsun heyecanlanıyorum ya da bir kitap seçmeye çalışırken, kitaplar arasında dolaşırken. Abarttığımı sanıyorsunuz. Abartmıyorum. Dürüst olayım çok kitap okumuyorum bu sıralar. Ama aralarında dolaşmak bile güzel geliyor. Bu kadar stres arasında rahatlıyor insan. Edebiyat gerçeklikten kaçıştır. İster Fantastik ister dibine kadar gerçeklik üzerine kurgulanmış olsun. Ne güzel. Neden burada takılıp kalmak isteyeyim ki? Narnia'nın Kapısı'ndan geçip başka yerleri görmek varken...
İlk resim Narnia'nın Kapısı temsilen bir çizim. Öyle pek bir anlamı yok ama beğendiğim için koydum. İkinci resim Erik Desmaziêres, Library of Babel serisinden bir resim. Babil'in Borges'teki yeri ayrıdır.