Size bir hikaye anlatacağım, önceleri duyulmamış bir hikaye bu. Evvel zamanın içine sığmayıp sayfalara taşmış ve günü geldiğinde filizlenmiş, toprağı eşeleyip önümüze çıkmış, basmamak için uğraş göstermemiz gereken hikayelerden. Hayatlarımızdan söküp çıkarttığımız, ya da çıkartmak için uğraştığımız hikayelerden.
Yalan.
Size bunun neden yalan olduğuna dair hikaye anlatabilirim mesela. Neden size önceleri duyulmamış ve evvel zamanın bağrında yeni filizlenen bir hikayenin anlatılamayacağını anlatabilirim. (Yeterince karışık oldu.)
Yeni hikaye yoktur.İnsanoğlu var olduğu bütün o yıllar boyunca, ki bu epey vakit demek, hikaye anlatmayı hiç bırakmadı. Önce, belki de sessiz sinemavari şekilde anlatılan hikayeler vardı, sonra seslerle ve sonra, bizim de kesin olarak bildiğimiz şekilde, yani resimlerle anlatılan hikayeler. Sonra bu resimler deforme oldu ve harfler oluştu.
Üslup nedir önce bir TDK'dan yararlanarak bakalım;
"Sanatçının görüş, duyuş, anlayış ve anlatıştaki özelliği veya bir türün, bir çağın kendine özgü anlatış biçimi, biçem, tarz, stil."
Basitçe; Elinize ne geçerse okuyun.
Gayet açık, bir sırada bekliyorsanız açın kitap okuyun. Yolculuk yapıyorsanız ve yanınızdaki kişi sizinle konuşmuyorsa, ders aralarında, rutin olarak belirlediğiniz saatlerde, bilgisayarınızı, telefonunuzu her elinize aldığınızda okuyun. Hikaye okuyabileceğiniz yerler, siteler, e-kitaplar bulun ve okuyun. Yorum yazılabiliyorsa, eksiklikleri ve güzellikleri yazın. Hikayeyi inceleyin. Çözün. Paylaşın ve gelişin.
Stephen King, kendisi duayendir bu yazı işlerinde. O da okumadan olmaz diyenlerden. Aslında bunu demeyen yazar yok sanırım. Fantastik kitaplara aşinaysanız Patrick Rothfuss diye bir yazar vardır. Kariyeri boyunca bildiğim 4 kitap çıkarmış bu yazarın bloguna bakarsanız kendisinin epey kitap okuduğuna şahit olursunuz. Neymiş; okumadan yazmak olmaz.
Okumak bütün bunların yanında bir tetikleyici görevi de görür. Hangimiz Harry Potter'ı okuduğumuzda kendimizi o dünyada hissedip, bittiğinde o dünyanın içerisinde biraz daha kalmak için hayran hikayeleri (funfiction) yazmadık. Hayran hikayeler yazmak, rutin oluşturmak için bir teknik olarak kullanılır. Konu sıkıntısına birebirdir. Ama unutmayın bu ilk adımlardaki bir alıştırma sadece.
Okumak yazmanın birinci kuralı.
İnsanlar kendilerini dinlemeyi severler.
Hikaye anlatıcılığı aslında bir şekilde insanları insanlara anlatmak; sadece biraz süsleyerek, ilgi çekici hale getirerek. Üstte, birisi sizle konuşmuyorsa kitap okumanızı tavsiye etmiştim. Otobüsler, kafeler, sokaklar insanlar hakkında küçük detayların açığa çıktığı güzel yerler. Bu yüzden arada kitap okumak yerine insanlarla konuşmak, izlemek, dinlemek size daha fazla katkı sağlayabilir.
Düşünsenize, bir hikaye, roman veya şiir okuduğunuzda bizim o kitapla samimi bir ilişkimizi oluşturan bu ince detaylar değil mi? Tanıdık bir hareket görünce sanki yan komşumuz, abimiz, ablamız, anne-babamız kadar yakın olmuyor mu kitaptaki karakter. İşte bunlar hep gözlemle edinilebilecek ince detaylar ve detaylar önemlidir.
İlham diye bir şey yoktur.
Tamam bu benim şahsi görüşüm, katılır veya katılmazsınız ama ilham, öyle perileriyle gelip zihnimizde belirdiği ve bütün hikayeyi toptan kağıda döktüğü bir "şey" değil. İlham dediğimiz olsa olsa bir hikayenin fikrini oluşturabilir, en fazla. Hikayenin bir temeli, konusu, yapısı olması gerekiyor, ilham ise bunun sadece sislerin ardında kalmış bir yansıması gibi. Onun bulunduğu Kaf Dağı'na çıkmanız, karlı tepelerin, zar zor ayakta duran köprülerinden geçmeniz, donmuş bir gölün üzerinden ince buzu kırmadan geçmeniz ve hikayeyi oluşturmanız gerekiyor.