İnsan hiç şüphesiz mekanik bir varlık değildir. Diğer canlı ve cansız varlıklardan farklı olarak irade ve karar verebilme özelliği vardır. Bu yönüyle de yeryüzünün en değerli varlığıdır. Yine bu nedenledir ki Dünyanın Halifesi' dir. Bu da insana ağır bir sorumluluk yüklüyor doğal olarak. Birey sadece kendine ve ailesine karşı değil, birlikte yaşadığı diğer tüm insanlara ve bütün canlı-cansız varlıklara karşı da görev ve sorumlulukları olduğu inkar edilemeyecek kadar kesindir. Yani yeryüzünde uyumlu ve adil bir yaşam için en çok çabayı göstermesi gereken varlık insandır.
Yeryüzündeki yaşamın en önemli dikkat çekici ve sorumluluk yükleyici yönü birlikte yaşamaya mecbur olmamızdır. Çünkü bireye indirgenmiş bir hayat, acılarıda de beraberinde getireceğini hepimiz biliyoruz. Osmanlı devletinde toplumun bazı ihtiyaçlarının karşılanması zenginlerin ve devlet desteğiyle toplulukların kurdukları vakıflara bırakılmıştır. Zaman içerisinde vakıflar mimari, ekonomik, sağlık, sosyal, sanat, eğitim, sağlık, ulaşım ve bayındırlık alanlarında önemli rol oynamışlardır. Bu nedenledir ki geçmişten günümüze bireyi toplumsal hayata teşvik edici ve yönlendirici bir çok resmi, resmi olmayan organizasyon, kurum ve kuruluşlar meydana gelmiştir. Ülke yöneticileri böylesi bir ihtiyacın ürünü olarak doğmutur. Anayasalar, kanunlar, kurallar. Evet bütün bu saydıklarım aynı yerden çıkmıştır.
Çünkü dünya, karanlık sonu olmayan bir kuyudan aşağı düşüyor. Bir çıkmaza giriyoruz, farkındayız ama sesimiz çıkmıyor. Bu zor durumdan kurtulmak için hal çareleri üzerinde kafa yorma zamanı gelmedi mi ? Bu yönüyle Vakıf kuruluşlarını yeniden önceliğimize almamız gerekir. Aynısı olmasa bile bizi ''KAOSTAN BİR ÇIKIŞ'' felsefesi oluşturma adına tarihimizi son derece etkileyen Vakıf kültürümüzden faydalanacak bir çok insan var.