Today I want to share one of those simple family days that make me really happy. Last Sunday, I went to Emirgan Korusu with my siblings. We decided to have breakfast at Pembe Köşk, one of the most beautiful historical places inside the park. My brother drove us there, and from the beginning the day already felt special. The weather was perfect. It was not too hot and not too cold. Actually, for August, it was even a little cool. Istanbul can be very hot in summer, so this weather felt like a gift. We were surrounded by trees, fresh air, and one of the most beautiful views in the city.
Bugün beni gerçekten mutlu eden o sade aile günlerinden birini paylaşmak istiyorum. Geçtiğimiz pazar günü kardeşlerimle birlikte Emirgan Korusu’na gittik. Korunun içindeki en güzel tarihi yerlerden biri olan Pembe Köşk’te kahvaltı yapmak istedik. Erkek kardeşim bizi arabayla götürdü ve gün daha en başından çok güzel başladı. Hava gerçekten mükemmeldi. Ne çok sıcaktı ne de soğuktu. Hatta ağustos ayına göre biraz serin bile sayılırdı. İstanbul yazın çok sıcak olabiliyor, bu yüzden böyle bir hava bize küçük bir hediye gibi geldi. Etrafımız ağaçlarla, temiz havayla ve İstanbul’un en güzel manzaralarından biriyle çevriliydi.
Emirgan Korusu is already one of my favorite places in Istanbul. It is on the European side of the city, in Sarıyer, and it has a beautiful Bosphorus view. There are many walking paths, old trees, flowers, and quiet corners. It is also famous for its tulips in spring, but honestly, I think it is beautiful in every season. When you walk inside, you can forget for a while that you are still in a huge and crowded city. The green areas are wide, and when you reach some higher points, the Bosphorus suddenly appears between the trees. That view always makes me stop for a few seconds.
Emirgan Korusu zaten İstanbul’da en sevdiğim yerlerden biri. Avrupa Yakası’nda, Sarıyer’de bulunuyor ve çok güzel bir Boğaz manzarasına sahip. İçinde uzun yürüyüş yolları, eski ağaçlar, çiçekler ve sakin köşeler var. Özellikle ilkbaharda laleleriyle çok meşhur ama bence aslında her mevsim güzel. İçeride yürürken bir süreliğine hâlâ çok büyük ve kalabalık bir şehirde olduğunuzu unutabiliyorsunuz. Yeşil alanlar oldukça geniş ve biraz yükseldiğinizde ağaçların arasından bir anda Boğaz görünüyor. O manzara beni her seferinde birkaç saniye durduruyor.
Pembe Köşk itself also has a beautiful story. Emirgan Korusu has three historical pavilions: Pembe Köşk, Sarı Köşk, and Beyaz Köşk. According to Istanbul Metropolitan Municipality sources, all three are historical buildings and are still used as places where visitors can spend time today. Pembe Köşk is inside Emirgan Korusu in Sarıyer and now operates as an Istanbul Metropolitan Municipality social facility. Historical sources also say that the pavilions in the park were built in the second half of the 19th century by Khedive Ismail Pasha of Egypt. Pembe Köşk is a two-story wooden building designed in the style of a traditional Ottoman house. That history makes the experience much more interesting because you are not only having breakfast, you are also spending time inside a building that carries a piece of old Istanbul.
Pembe Köşk’ün kendisinin de çok güzel bir hikâyesi var. Emirgan Korusu’nun içinde üç tarihi köşk bulunuyor: Pembe Köşk, Sarı Köşk ve Beyaz Köşk. İstanbul Büyükşehir Belediyesi kaynaklarında bu üç yapının da tarihi köşkler olduğu ve bugün ziyaretçilerin vakit geçirebildiği mekânlar olarak kullanıldığı belirtiliyor. Pembe Köşk, Sarıyer’de Emirgan Korusu’nun içinde bulunuyor ve günümüzde İstanbul Büyükşehir Belediyesi sosyal tesisi olarak hizmet veriyor. Tarihi kaynaklara göre korudaki köşkler 19. yüzyılın ikinci yarısında Mısır Hıdivi İsmail Paşa tarafından yaptırılmış. Pembe Köşk ise iki katlı, ahşap ve geleneksel Osmanlı evi tarzında bir yapı. Bu geçmiş, oradaki deneyimi bence daha da özel hâle getiriyor. Çünkü sadece kahvaltı yapmıyorsunuz, aynı zamanda eski İstanbul’dan bir parça taşıyan tarihi bir yapının içinde zaman geçiriyorsunuz.
*Source: Istanbul Metropolitan Municipality / İBB Social Facilities and Istanbul Senin Haber. (İBB Tesisler Rezervasyon)
When we arrived, the place was already quite busy. This is a social facility, so many people come here, especially on weekends. First, you take a number and wait for a table inside. As tables become available, people are called in. There is also an outdoor area where you can take your breakfast and sit more freely, but I really wanted to sit inside the mansion. I think that is the best part of this experience. You can sit outside anywhere in Istanbul, but sitting inside an old mansion is something different. Of course, because it was crowded, we could not have complete silence, but we could still feel the atmosphere of the building.
Biz vardığımızda mekân zaten oldukça kalabalıktı. Burası bir sosyal tesis olduğu için özellikle hafta sonları çok fazla insan geliyor. Önce sıra numarası alıyorsunuz ve içeride masa boşalmasını bekliyorsunuz. Masalar boşaldıkça sırayla içeri alınıyorsunuz. Dışarıda da kahvaltınızı alıp daha rahat şekilde oturabileceğiniz ayrı bir bölüm var ama ben özellikle köşkün içinde oturmak istedim. Bence bu deneyimin en güzel tarafı da bu. İstanbul’da birçok yerde dışarıda oturabilirsiniz ama tarihi bir köşkün içinde kahvaltı yapmak çok farklı. Tabii kalabalık olduğu için tamamen sessiz bir ortam yoktu ama yine de yapının atmosferini hissedebiliyorduk.
The inside of Pembe Köşk was probably my favorite part. The building is divided into rooms, and there are a few tables in each room. The ceilings are very high, the windows are large, the doors are old, and there are beautiful chandeliers. Even the wall decorations make you look around again and again. While sitting there, I started thinking about the people who once lived in houses like this. Compared with modern apartments, these rooms feel so spacious. The high ceilings, huge windows, wooden stairs, and garden outside make the whole place feel very elegant. I thought living in a house like this in the past must have been a great privilege.
Pembe Köşk’ün içi sanırım benim en sevdiğim kısımdı. Yapı odalara ayrılmış ve her odanın içine birkaç masa yerleştirilmiş. Tavanlar çok yüksek, pencereler büyük, kapılar eski ve avizeler gerçekten çok güzel. Duvarlardaki süslemeler bile sürekli etrafa bakmanıza neden oluyor. Orada otururken bir zamanlar böyle evlerde yaşayan insanları düşündüm. Günümüzdeki apartman daireleriyle kıyaslandığında bu odalar inanılmaz ferah hissettiriyor. Yüksek tavanlar, büyük pencereler, ahşap merdivenler ve dışarıdaki bahçe bütün mekâna çok zarif bir hava veriyor. Geçmişte böyle bir evde yaşamanın gerçekten büyük bir ayrıcalık olduğunu düşündüm.
And then there was the view. This was one of the most beautiful parts of the day. From Emirgan Korusu, you can see the Bosphorus, the hills on the opposite side, boats, and the houses along the coast. The blue water, the green trees, and the big summer clouds looked almost like a painting. I took many photos because every angle looked different. I could easily spend hours just looking at that view. Istanbul can be tiring with its traffic and crowds, but then you come to a place like this and remember again why this city is so special.
Bir de tabii manzara vardı. Günün en güzel kısımlarından biri kesinlikle buydu. Emirgan Korusu’ndan Boğaz’ı, karşı kıyıdaki tepeleri, tekneleri ve sahil boyunca uzanan evleri görebiliyorsunuz. Mavi su, yeşil ağaçlar ve büyük yaz bulutları neredeyse bir tablo gibiydi. Birçok fotoğraf çektim çünkü her açıdan farklı görünüyordu. Sanırım sadece bu manzarayı izleyerek bile saatler geçirebilirim. İstanbul trafiğiyle ve kalabalığıyla bazen gerçekten yorucu olabiliyor ama sonra böyle bir yere geliyorsunuz ve bu şehrin neden bu kadar özel olduğunu yeniden hatırlıyorsunuz.
For breakfast, there was no big mixed breakfast table in the middle. Each of us ordered an individual breakfast plate. Our plates had different cheeses, olives, tomatoes, cucumbers, boiled eggs, jam, honey, dried fruit, and some small breakfast items. We also ordered some hot dishes for the table, including eggs with sucuk and mıhlama. The breakfast was good. I cannot say it was the best breakfast I have ever had because I have eaten better breakfasts in other places, but everything looked clean and fresh, and we enjoyed it. For me, the real beauty of this place was not only the food. It was the combination of the historical building, the Bosphorus view, the weather, and being together with my siblings.
Kahvaltıda ortaya büyük bir serpme kahvaltı gelmiyordu. Hepimiz kendimize ayrı kahvaltı tabağı söyledik. Tabaklarımızda farklı peynirler, zeytinler, domates, salatalık, haşlanmış yumurta, reçel, bal, kuru meyveler ve birkaç küçük kahvaltılık vardı. Ortaya da sıcaklardan sucuklu yumurta ve mıhlama gibi birkaç şey söyledik. Kahvaltı güzeldi. Hayatımda yediğim en iyi kahvaltı diyemem çünkü çok daha iyi kahvaltılar yediğim yerler oldu ama her şey temiz ve taze görünüyordu ve biz keyifle yedik. Benim için buranın asıl güzelliği sadece yemek değildi. Tarihi bina, Boğaz manzarası, güzel hava ve kardeşlerimle birlikte olmak hepsini bir araya getiriyordu.
We spent around two hours inside. We ate slowly, talked, looked around the rooms, and enjoyed the old atmosphere. After breakfast, we went outside to the garden. We found a nice place under the trees and ordered plain Turkish coffee. That part of the day may actually have been even more peaceful than breakfast. Sitting outside after eating, drinking Turkish coffee, and talking with my siblings felt very simple but very special. We talked about old memories, funny family stories, and things from years ago. Sometimes you do not need a big event to have a beautiful day. A table, some coffee, a nice view, and the right people are enough.
İçeride yaklaşık iki saat vakit geçirdik. Yavaş yavaş kahvaltımızı yaptık, sohbet ettik, odaları inceledik ve o eski atmosferin tadını çıkardık. Kahvaltıdan sonra bahçeye çıktık. Ağaçların altında güzel bir yer bulduk ve sade Türk kahvesi söyledik. Aslında günün bu kısmı kahvaltıdan bile daha huzurlu olabilir. Yemekten sonra dışarıda oturmak, Türk kahvesi içmek ve kardeşlerimle sohbet etmek çok sade ama çok özel hissettirdi. Eski anılardan, komik aile hikâyelerinden ve yıllar önce yaşadığımız şeylerden konuştuk. Bazen güzel bir gün geçirmek için büyük bir etkinliğe ihtiyacınız olmuyor. Bir masa, biraz kahve, güzel bir manzara ve doğru insanlar yeterli oluyor.
I also really like that places like Pembe Köşk are open to the public today. Historical buildings can sometimes feel very distant from everyday life. We look at them from outside, take a photo, and leave. But here, you can actually sit inside, have breakfast, walk on the old wooden stairs, look through the windows, and spend time in the garden. I think this makes history feel more alive. Of course, these places need to be protected carefully, but being able to experience them instead of only looking at them from far away is very valuable.
Pembe Köşk gibi yerlerin bugün halka açık olmasını da gerçekten çok seviyorum. Tarihi yapılar bazen günlük hayattan çok uzakmış gibi hissettirebiliyor. Dışarıdan bakıyoruz, fotoğrafını çekiyoruz ve gidiyoruz. Ama burada gerçekten içeride oturabiliyor, kahvaltı yapabiliyor, eski ahşap merdivenlerden çıkabiliyor, pencerelerden dışarı bakabiliyor ve bahçede vakit geçirebiliyorsunuz. Bence bu, tarihi çok daha canlı hissettiriyor. Elbette bu yapıların çok dikkatli bir şekilde korunması gerekiyor ama sadece uzaktan bakmak yerine onları yaşayabilmek gerçekten çok değerli.
After our coffee, we slowly got ready to leave. We walked around a little more, took a few last photos, and then returned home. It was not a complicated Sunday plan. We did not travel far, and we did not do anything extraordinary. But I came home feeling very happy. Spending a Sunday morning with my siblings in one of Istanbul’s most beautiful green areas, eating breakfast in a historical mansion, drinking Turkish coffee under the trees, and looking at the Bosphorus was more than enough for me.
Kahvemizden sonra yavaş yavaş kalkmaya hazırlandık. Biraz daha yürüdük, son birkaç fotoğrafımızı çektik ve ardından eve döndük. Çok karmaşık bir pazar planı değildi. Uzağa gitmedik ve sıra dışı bir şey yapmadık. Ama eve gerçekten çok mutlu döndüm. Pazar sabahını kardeşlerimle İstanbul’un en güzel yeşil alanlarından birinde geçirmek, tarihi bir köşkte kahvaltı yapmak, ağaçların altında Türk kahvesi içmek ve Boğaz’ı izlemek benim için fazlasıyla yeterliydi.
I think family time becomes more valuable as we get older. Everyone has their own plans, responsibilities, and busy days, so finding a few hours to be together is not always easy. That is why I want to remember days like this. For me, this was another beautiful sibling day added to our memories. If you ever visit Istanbul and want to see a green, historical, and peaceful side of the city, I think Emirgan Korusu is definitely worth visiting. And if you have time, sitting inside Pembe Köşk for breakfast can make the experience even more special. Have you ever had breakfast inside a historical building like this? I would love to hear about your experiences in the comments. :)
Bence insan yaş aldıkça aileyle geçirilen zaman daha da değerli hâle geliyor. Herkesin kendi planları, sorumlulukları ve yoğun günleri oluyor, bu yüzden birkaç saat bile birlikte vakit geçirmek her zaman kolay olmuyor. Bu nedenle böyle günleri hatırlamak istiyorum. Benim için bu da anılarımıza eklenen güzel bir kardeş günü oldu. Eğer bir gün İstanbul’a gelir ve şehrin daha yeşil, tarihi ve huzurlu bir tarafını görmek isterseniz Emirgan Korusu’nu kesinlikle tavsiye ederim. Vaktiniz varsa Pembe Köşk’ün içinde kahvaltı yapmak da deneyimi daha özel hâle getirebilir. Siz daha önce böyle tarihi bir yapının içinde kahvaltı yaptınız mı? Deneyimlerinizi yorumlarda okumayı çok isterim. :)