Merhaba arkadaşlar
8-10 Aralık tarihleri arasında yapmış olduğum 2 günlük İngiltere-Londra gezimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Sorularınız olursa da seve seve yardımcı olmak isterim. :)
Kaldığım yer Great Dover Street’te Dover Castle Hostel’di. İlk gün London Bridge’e doğru gelip karşıya geçmeden sahil yolunu takip ederek Westminster Bridge’e yürüdüm. Westminster köprüsünün hemen orada London Eye yani o Londra’nın dönme dolabı yer alıyor. Londra’yı yukarıdan görmenizi sağlayan bu dönme dolap fiyat olarak çok iç acıcı değildi. O yüzden binmemeyi tercih ettim.
London Eye’ın hemen yanında The London Dungeon yer alıyor. Burası korku tüneli tarzı bir yer. Biraz ilerisinde ise Shrek Adventure mağazası var. Onun hemen yanında ise London Aquarium yer alıyor. Burası da bir akvaryum.
Buralara sadece dışarıdan bakarak yoluma devam ettim. Westminster köprüsünden karşıya geçince karşınıza o tüm Londra fotoğraflarının olmazsa olması Big ben yani saat kulesi çıkıyor. Şansıma benim gittiğim dönemde tadilattaydı.
Ardından St James’s Park’a gittim. Burası çok güzel bir doğal park. Her tarafta ördekler görmeniz mümkün.
Tüm parkı yürüyerek geçtikten sonra karşıma Buckingham sarayı çıktı. Kraliyet ailesi düğünleri falan burada yapıyormuş. Önü baya kalabalıktı.
Buckingham sarayından Hyde Park’a doğru yürüyüp içeri girmeden soldan devam ettim. Bayağı bir yol yürüdükten sonra Victoria and Albert Museum’a girdim. Science Museum, National History Museum ve Victory and Albert Museum hemen yan yanalar. Karşıma ilk çıkan yer olduğu için girdim. İçerisinde Avrupa, Asya vb. bölgelere göre aletler, kıyafetler vb. eserler yer alıyordu.
Saat 4 civarına gelmişti. Hava çok üşütmeye başladığı ve telefonumun şarjı kalmadığı için hostele geri dönecektim ama acıkmıştım da. Nando's a gidip tavuk kanatları yedim. Bunu kesinlikle tavsiye ediyorum. Hayatımda yediğim en iyi kanattı.
Yemekten sonra hostele döndüm. Telefonu sarj ettikten ve kalın bir şeyler giydikten sonra bir daha yola çıktım. Artık hava iyice kararmıştı. Akşam planım Hyde Park’ta yer alan Winter Wonderland’i gezmekti.
Burasi çok büyük bir festival alanı. Bir sürü binebileceğiniz alet, oynayabileceğiniz oyunlar var. Kışları kurulan bu eğlence yeri akşamları ölümüne dolu oluyor. Akşamı burada geçirdikten sonra hostele geri döndüm.
İkinci günüm Tower Bridge ile başladı. Yine İngiltere’nin sembollerinden olan bu köprüden geçmek ücretsiz fakat ücretli olarak köprünün üst katına çıkıp cam üstünde yürüyebiliyorsunuz.
Köprüden ayrıldıktan sonra bisiklet kiraladım ve Camden Town’a kadar sürdüm. İngilterede bisiklet sürmek kadar güzel bir şey olamaz arkadaşlar. Trafikte öncelik size ait. Tüm araçlar size karşı aşırı dikkatli. Fiyat olarak da çok uygun. 24 saat ücreti 2 pound.
Camden Town her şeyin satıldığı bir bölge. Her tarafınızda çok ilginç şeylerin satıldığını görmek mümkün. Ben hediyelik eşyalarımı hep buradan topladım. Fiyat olarak da gayet makul bir yer.
Buradan da ayrıldıktan sonra karnım acıkmaya başladı ve Soho’ya doğru tekrar bisiklet sürmeye başladım. Yemek yemek için bu sefer Burger & Lobster adlı mekana gittim. Birçok şubesi vardı. Soho’ya yakın olanlardan birine girdim. Buranın ıstakozunu çok övmüşlerdi ve gidip denedim. Gerçekten de anlattıkları kadar güzelmiş. Deniz ürünlerini seven biriyseniz kesinlikle bayılacağınız bir tat. Tek kötü yanı kızartılma şekliyle alakalı kimi şefler canlı canlı atarken kimileri öldürüp yapıyor. Bana önce öldürdüklerini ondan sonra pişirdiklerini söylediler.
Yemekten sonra Soho civarını gezmeye başladım. Piccadilly Circus’tan Leicester Square Trafalgar Square başta olmak üzere 4 saat boyunca bu civarda bisiklet sürdüm.
Dönmeden önce Sherlock Holmes’un evini görmek istedim. Biraz uzaktı ama bisikletle değildi. Atladım bisiklete ve gidip gördüm.
Orayı da biraz gezdikten sonra Liverpool Street’e geldim. Otobüs buradan kalkıyordu. Otobüse binip havalimanına doğru yol alarak maceramın sonuna geldim. Kısa bir tatil oldu ama gittiğime kesinlikle değdi. Umarım sizler için de güzel bir yazı olmuştur. Sağlıcakla kalın. :)