Kaliforniya gezisinin Las Vegas'tan sonraki durağı Los Angeles (LA) oldu.
Manhattan sahilinden bir sahne.
Bu sahiller genelde plaj voleybolu turnuvalarına ev sahipliği yapıyor.
LA hakkında herkesin az çok bilgisi vardır diye düşünüyorum. Las Vegas'ta olduğu gibi şehri anlatma kısmını atlayarak kendi çektiğimiz resimlerle birlikte gezi hikayelerimizi anlatacağım bu yazıda.
4.5 saatlik yolculuk sonrasında otelimize ulaştık ve yatak seçme kavgasını da hızlıca yapıp bir güzel yerleştik. Tabi ki cama yakın olan yatağı ben aldım :) Akşam saatlerinde geldiğimiz için otelin güzelliğini çok da kavrayamamışız aslında. Gelir gelmez bir de lokal bir bara gidiverdik, yolun da yorgunluğu ile aslında güzellik, gözlerimi açtığımda sarıldı bana. Aşağıda, pencerimizin bize lütfettiğini paylaşıyorum.
Ne kadar da güzel bir penceresin sen...
Sabah otel lobisinden birer kahve aldık ve arabamıza atlayip buradaki ilk durağımız olan Manhattan sahiline doğru yola çıktık. Sahilde benim çok sevdiğim bir bagel restoran zinciri var, orada birkaç bir şey atıştırıp hasretini çektiğimiz sıcak kumlara attık kendimizi. New York'ta kışlar çok sert ve uzun geçiyor, haliyle böyle bir şey inanılmaz keyifli geliyor insana. Mesela bugün burada hava sıfır derece ve yerde hala kar var :/
Manhattan sahili açıkcası benim favorim. Ben aslen İstanbul doğumluyum diye midir bilmiyorum ama bana göre sahil dediğin kalabalık olacak. Tamam göze çok hoş görünen çok daha güzel sahiller olsa da kalabalık yoğunluğu açısından Manhattan sahili benim için ideal. Buraya ikinci defa geliyor olsam da her geldiğimde bana farklı yönlerini gösteriyor. Sahilde yürürken gördüğümüz evler ise muazzam. Bunun örneklerinden birini aşağıda görebilirsiniz.
Bu ev değil artık şato bence...
Sahilin ortasında güzel de bir iskele var. İskeleden atlamak tabi ki yasak. İskelenin burnunda insanların dolaşabileceği daha geniş bir alan mevcut. Belediyemiz buraya bir de deniz müzesi yapıvermiş. Birbirinden farklı deniz canlısı görmek mümkün. Nedense hiç resim çekmemişim, kusuruma bakmayın efendim.
Şuradan atlayan ergenleri hayal ettim bir an, sonra durdum ve düşündüm.
Gülüp geçiverdim kendime.
Manhattan sonrasında Muscle Beach yani kas sahiline de uğradık. Orada vücut çalışan insanları gururuma dokunduğundan paylaşmıyorum :))) Çok merak edenler Acun'un eski bölümlerini izlesinler. Onun yerine sizlerle bir güzel sahil fotosu daha paylaşıp konuyu çabucacık da değiştirme hedefindeyim.
Palmiyeler en yakışıklı ağaçlar olabilir benim gözümde...
Bir önceki Kaliforniya gezimden farklı olarak elektrikli scooterların artık bir nevi ulaştırma moduna büründüğünü gözlemledim. Haliyle denememek olmazdı. Saatte nerdeyse 25 km hıza çıkan bu cihazları sahil boyunca her yerde bulmak mümkün. Dakikada 10-15 cent yazan ve indi bindi parası olarak da 1 dolar olan bu doğa dostu ulaşım modu bir hayli popüler. Aşağıda kendi videomu da utanarak paylaşıyorum. Bir insan scooterdan bu kadar mı zevk alır :)
Buralara kadar gelmişken tabi ki Hollywood'a uğramamak da olmazdı. Hollywood'un kendisi güzel olmasına rağmen, bu ünlülerin yıldızlarının olduğu yol inanılmaz pis ve kalabalık. Yol arkadaşım buraya hiç gelmediğinden dolayı gelmek zorunda kaldık ama aklınız varsa uğramayın derim. Ayrıca Hollywood yazısı da gece ışıklandırılmıyor, haliyle yahu gider gece görürüz diyorsanız planlarınızı gözden geçirin derim.
Bu yazıyı sonlandırmaya yaklaşmışken yahu hiç yemek resmi paylaşmadın olur mu yaa dediğinizi duyar gibiyim (kendi kendine gaz veren yazar). Bu nedenden dolayı Kaliforniyanın en ünlü fast food lokantalarından biri olan İn-N-Out'a gittiğimizde çektiğimiz fotoları aşağıda paylaşıyorum. Carls Junior gibi bazı amerikan fast food yemeklerini de ilk defa Türkiyede yemiş biri olarak in-n-out'u Kaliforniyada denemem tam bir hayal kırıklığı. Şaka bir yana dedikleri kadar varmış. Ben böyle hamburger yemedim :) En azından fast food restoranları içerisinde.
Hamburger değişik, patatesler ondan da değişik. Gerçekten farklı bir tarzları olduğu kesin. Five guys, shake shack'ten sonra in-n-out da favori fast food zincirlerim arasına girdi.
Evet yazının tanıtım gibi olan kısmı bittiğine göre şimdi de hikayemize geçelim. İkinci akşamımızda dışarda bir şeyler içelim amacıyla sokak sokak gezmiş, haftaiçinin ve otelimizin olduğu lokasyonun getirisiyle kafamıza göre çok bir şey bulamadan eve dönme yoluna koyulmuştuk. Tam dönerken yol arkadaşım
Ya aslında şu köşede bir mekan var ama U atamazsın sen burdan şimdi...
dedi. Topkapı minibüsçüsü edasında yolun ortasında arabayı 180 derece döndürdükten sonra arabanın tamponunu da kaldırıma sürterek giriverdim otoparka. Bir dayı kamyonuyla bütün otopark girişini kapatmıştı. Aslında bir işaretti bu bize, resmen gelmeyin diyorlardı. Tabi ki dinlemedik...
Birkaç konra ikazı sonrasında ilerleyen dayımız direksiyonda hayata veda edecek diye düşündüm. Zorla ilerledikten sonra elindeki birasıyla çıkıp özür diledi bizden. Arkadan giriş de var aslında dedi gülümseyerek. Hemen de anlamıştı burdan olmadığımızı. Kapıya geldik mekanın, kimliklerimize dahi bakmadılar ki genelde her yerde bakarlar. Uzunca bir koridordan içerde çalan şarkının boğuk ekoları eşliğinde hafiften nemlenmiş havayı içimize çekerek yürüdük. Altı üstü bir bardak bir şey içecektik. Otele mi gitseydik aslında?
İçeri girdikten sonra aslında çok netti her şey. Evet abi otele dönecektik. İçerde yaklaşık 10 kişi vardı. Hani filmlerde böyle bazı bağnaz tiplerin yaşadığı bir köy olur. Başroldeki dedektifimiz oraya gizemli bir cinayeti çözmeye gider de köylü halk bunu esir alır falan ya. O tipleri düşünün. Sahnede hepsi. Dans ediyorlar birbirleriyle.
Biz içeri girince biraz bir sessizlik oldu ama tabi müziğin devam etmesiyle çok da garip olmadı bu durum. Yandaki arkadaşıma döndüm ve sordum:
Otursak mı abi ne dersin?
"Farketmez" diyecekti tabi. Ne bekliyordum ki ben. Milyonlarca soruya verilen en kolay cevap. Neyse çıksak mı diyordum ki barmen barın son yarım saati olduğunu söyledi. Neyse o zaman bir tane alıp kalkarız o kadar yol geldik dedim. Arkadaş her zamanki gibi "abi ben bir tuvalet yapim" dedi ve ayrıldı. Barda tek başıma otururken yandan bana pis pis bakan adam geldi ve dedi ki:
Annemle dans etmek istemez misin?
Her şeyin bir ilki vardır ama bunun ikincisi de olmaz diye umuyorum. Adamın tipinden dolayı hayır demek de olmazdı ama annesini de gördüğümde bir şok daha geçirdim. Yol yorgunu olduğumu, zaten bir içki içip gideceğimi söyleyince üstelemedi pek. Bozuldu ama biraz.
Arkadaş da dönünce abi biran önce iç bitir yoksa şu adamlar yakında üvey evlatlarımız olacak dedim. Hiçbir şey anlamasa da beni kırmadı. 5 dakikada içkilerimizi bitirip otelimize döndük.
Okuduğunuz için teşekkürler,
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!
@steinhammer