İki tarafından da denizi gören bir koltuk seçmişti kendisine. Bu köprüden geçerken manzaranın çok iyi olacağını biliyordu zaten. Arada gözü telefonuna ilişse de gelecek mesajları çok da önemsemiyordu aslında. Vagonun içi soğuk olmasına karşın dışarıdaki sıcağı tahmin etmesi zor olmuyordu. Güneş bulutlar arkasında kalmış, okyanustan yansıyan ışık hüzmeleri bir pencerede yazı, diğerinde ise kışı andırır olmuştu.
Birbirine vuran domino taşlarını andıran seslerin orkestrasında yol alan trenin içerisinde, pencereden gördüğü kadar var olan bir dünyanın olması aklını karıştırmıştı. Kafasını kaldırıp etrafındakilere bakındı şöyle bir.
Bu insanlarla paylaştığı vagon aynı fakat tren çok farklıydı...