İlginç Bilgiler #01

neokuduk(58)
Published in
#tr
Words
797
Reading
4 min
Listen
Play
8y
Yepyeni bir seri ile karşınızdayım! Başlıkta #01 kullanıp iddialı bir giriş yaptım bakalım. #001 yazacaktım, abartmayayım dedim :)) Çift hanelere kadar sürecek bir yazı serisi olsun diye planladım bir gazla. Risk alıyorum farkındayım ama neden olmasın ki?


Source

Vaktimizin çoğu internette bir şeyler okuyarak geçiyor. Bunların bazılarını hafızama atıyorum, bazılarını ise not defterlerime not alıyorum. Bu ara evimden ve çok kıymetli not defterlerimden uzaktayım. Ne zaman yanıma alsam hiç ihtiyacım olmuyor çantamdan çıkarmıyorum, aksi gibi ne zaman evde bıraksam yazacak tonla şeyim oluyor. O kadar sinir oluyorum ki bu duruma. Okula yeni başlayan çocuklar gibi dönem başı gidip yığınla kırtasiye malzemesi depolayıp kendimi mutlu etmiştim. Herkesin bir zaafı vardır ya mutlaka. Benim de zaafım kırtasiye malzemeleri ve kitaplar işte bir de örgü malzemeleri ama onlar konumuzla alakasız :D Dayanamıyorum görünce, onlar benim kıymetlimissss 😍 Gollum sendromuna yakalanıyorum o an 😂


Source

Yine ordan oraya atlıyorum sanırım konuya girmem gerek. Evet, bana ilginç gelen bilgileri -fazla uzun tutmadan elbette- kalıcı olması bakımından, bir postta toparlayıp ara ara paylaşmaya karar verdim.

Başlayalım o halde!

Peynir helvası ya da peynir tatlısı olarak da bilinen, fazla malzeme gerektirmeyen, çabuk hazırlanabilen ve lezzeti nedeniyle anadolu mutfağında önemli bir yere sahip Höşmerim tatlısının hikâyesini çoğunuz duymuşsunuzdur. Askerden dönen eşinin tatlı yapmasını istemesi üzerine yoksulluk nedeni ile evindeki mutfakta pek bir şey bulamayıp, evde bulunan kendi ürettikleri peynir, irmik ve şekerden ilk kez yaptığı bir tatlıyı eşine ikram eden genç kadının çekingen ve biraz da tadından emin olamayıp korkarak, eşine "Hoş mu erim?" diye sorması ve bu tatlının isminin buradan değişe değişe "Höşmerim" haline geldiğine inanılıyor. Buraya kadar tamam. Kendi içinde mantıklı da geliyor. Ama işin aslı farklı olabilir. Kelimenin kökenine baktığımızda Farsça hoş (tatlı) ve maram (kaymak) sözcüklerinden türemiş olduğu birinci ihtimal. İkincisi ise hoş (tatlı) ve meri (kolay hazmedilen yemek) hoşmeri (kolay hazmedilen tatlı) şeklinde ifade edilmiş. Tıpkı Hoşaf gibi. Burada da hoş (tatlı) ab (su) Hoşab (tatlı su yani şerbet) günümüze hoşaf diye evrilmiş. Son bir örnek daha vereyim. Çirk (kir) Çirkâb (kirli su) aynen hoşaf gibi çirkefe dönüşmüş. Sonundaki b harfi f olmuş. Duyduğum zaman bana ilginç geldi :)

DQmcBREZYhqQVNCdvdNoYkRMVWbTGGWwgZdSUXWvunPnrFu.png

Günlük hayatta kullandığımız -yani her zaman olmasa da hayatımızda en az bir kere kullanmışızdır :D- “kel alaka" ifadesinde geçen kel, bildiğimiz kel değilmiş. Zaten hep saçma gelmiştir bana. Bu tabirde geçen kel, Fransızca “ne ” anlamına gelen “quel ” ya da “quelle ” kelimesinin telaffuzuymuş. Yani kel alaka derken aslında “ne alaka ” demiş oluyormuşuz. Hâlâ saçma aslında ama neyse. En azından o kelle bu kelin bağlantısı yokmuş, rahatladım :D

DQmcBREZYhqQVNCdvdNoYkRMVWbTGGWwgZdSUXWvunPnrFu.png
Sırada çocuk şarkıları var! Kutu Kutu Pense oyununu hangimiz büyük bir hevesle oynamadık? :) O zamanlar söyleyip geçiyorduk ama bu oyunun tekerlemesinin nereden geldiğini hiç düşündünüz mü?

Kutu kutu pense
Elmamı yerse
Arkadaşım sudefteri@sudefteri
Arkasını dönse!


Source

Hatırladınız mı :)

Pense - elma ne alaka? Elmayı kim yiyor? Neden sudefteri@sudefteri arkasını dönüyor???

Tüm bunlara sebep Fransızca'dan anlamına bakmadan aldığımız bir tekerleme desem. "écoutez écoutez pensez" olmuş mu bizde kutu kutu pense :D Peki ya anlamı? Aslında "Dinle, dinle, düşün" anlamına gelen bir tekerleme. Nereden nereye işte :) O kadar bilginin üzerine oyunun kökeninden de bahsetmemek olmaz. Tekerlemenin orijinal sözlerinin 1655'te Londra'da görülen Büyük Salgın'la alakalı olduğu rivayet edilmekle birlikte, Anglofon karşılığı 'Ring a Ring O' Roses' olan oyuna dair ilk yazılı kaynağın 1881 tarihli olduğunu öğrendim. Kökenini düşününce bunun bir çocuk oyunu olması bana hayli tuhaf geldi.

DQmcBREZYhqQVNCdvdNoYkRMVWbTGGWwgZdSUXWvunPnrFu.png


Source

Ankara’da bulunan Esenboğa Havalimanı’nı sık sık kullanıyorum, her seferinde de adının nereden geldiğini düşünüp kendimce hikayeler uydururum. Esmek ve boğanın ne gibi bir bağlantısı olabilir diye düşünürken, hem de orada beklerken vakit geçirme adına, kendimce oynadığım küçük bir oyun diyelim. Geçenlerde öğrendim ki havalimanının adı Yıldırım Beyazıt ve Timur Han arasında geçen Ankara Savaşı’nda kumandanlık yapmış “İsen Buga"dan geliyormuş. Keşke öğrenmeseydim benim uydurduğum tarihçeler daha yaratıcı ve ilginçti :))

DQmcBREZYhqQVNCdvdNoYkRMVWbTGGWwgZdSUXWvunPnrFu.png


Source

Herkesin çevresinde ilgi görebilmek için kendini sürekli hasta gösteren, sahte hastalık hikayeleri üretip sürekli ne kadar hasta olduğundan bahseden insan/insanlar vardır. İşte bu gibi insanların durumunu tanımlayan psikolojik bir rahatsızlık olduğunu öğrendim. Münchausen Sendromu; etrafındaki insanlardan ve sağlık görevlilerinden ilgi görebilmek için kişinin kendini sürekli hasta göstermesi ve gerekirse bunun için özellikle uğraşması, sırf hasta olduğuna etrafını inandırabilmek için hastane hastane dolaşıp gereksiz yere tedavi olmak istemesi, ısrarla cerrahi müdahale talep etmesi durumu olarak tanımlanmış.

Bu sendromun bir üst ve tehlikeli versiyonu ise Münchausen by Proxy sendromu olarak anılıyor. Bu durumda kişi kendisiyle alakalı bir dikkat çekme çabası yerine özellikle çocuklarının sürekli hasta olduğuna inanıyor ve sürekli hastane hastane olmayan bir hastalığın çaresini aramakla geçiriyor ömrünü. En korkuncu da bu durumdaki bazı anne babaların çocuklarını öldürmesiyle sonuçlandığı görülmüş. Buna benzer hikayeleri TLC kanalında denk gelip izlemiştim ama ayrıntılı bilmiyordum elbette. Gerçekten korkunç bir durum... "Tıbba meydan okuma" olarak bahsediliyordu ama işin bu denli ciddi olduğunu hiç düşünmemiştim.

Şimdilik burada yazımı bitireyim. Arayı fazla uzatmadan #02 ile devamını getiririm umarım :) Okuyan herkese çok teşekkür ederim.

İlginç Bilgiler #01 | Ecency