Pencereyi kapatmaya fırsat olmaz fırtına geldiğinde, kasılan ve çatırdayan pencere olsa da, kavrulan yüreğinizdir. Kasıp kavrulur size ait her şey.
Ne kadar yüksek olursa olsun bina, yerdeki her şey göz hizasına kadar tırmanır. Yüzleşirsiniz bu toz dumanla. Sokağından bile geçmediğiniz her şey sokağınıza gelir bu fırtınayla.
Bir kağıt parçasını bile ılık bir rüzgarda tutmakta zorluk çeker ya insan. Bu fırtına da eli kolu bağlanır haliyle. Ne yapsa çaresizdir. Fırtınanın getirdikleri, götürdüklerine karışır.
Hani yağmur yağsa, belki ortalık sakinleşecek. O da olmaz. Pencereden izlenen hüzündür, hüznünüzdür.
Sonra yağmur başlar ‘’sus’’ der gibi fırtınaya. Islanır her şey. Oradan oraya uçan anıların hiddeti, sakinleşir, oturur kaldırım kenarına. Şimdi daha nettir onu izleyişiniz.
‘’Yeteri kadar’’ yağarken yağmur, sizi dışarı çağırır sokak. Çıkarsınız dışarı, korkmazsınız bir daha fırtına çıkar diye. Çünkü bir süre sizi rahat bırakacaktır fırtına nöbeti. Islanmak, düşündüğünüz en son şeydir. Islanırsınız.
Fırtınanın getirdiklerini toplamaya, götürdüklerini muhasebesini yapmaya başlarsınız. Çöpe atamazsınız topladıklarınızı. En mantıklısı, eve gidip kurutmaktır hepsini. Lazım olacağından değil, bir daha fırtına ile gelmesin diyedir çabanız. Saklamak, insani bir tepkidir yüreğinizin kilitsiz dolabına.
Giden olmak da zordur, kalan olmak da.. ‘’En doğrusu buymuş’’ demek de zordur. ‘’Neden?’’ diye sormak da.
Islanan kıyafetinizin sizi üşüttüğünü hissettiğinizde, biter cevapsız soruların hepsi. Pencere kenarında, sıcak bir ıhlamurdur tesellisi.