Herkese Merhaba ! Resetlerin atılıp güne başlandığı ve gecenin bir türlü gelmediği, gelince de bir türlü gitmediği şehir İstanbul'dan bir kesit sunacağım sizlere. İstanbul'un içinde, ama hiç de İstanbul'da değil gibi, yani izolelerden sayabiliriz. Hazırsanız Başlıyoruz, kemerler, gözlükler.. Action !!!!
Trafikte korna sesleri, sıcak asfalt ve kalabalığın enerjisi sizi ''Neden yaşıyorum ben yahu burada, neden bu çileyi çekiyorum da karşılığını alamıyorum ? '' gibi sorularla cebelleşen milyonlarca insanı aşıp sahile indiniz, efil efil esiyor deniz kenarı ama hala yeterli değil, deniz kokuyor, korna sesleri hala orada, uzaklarda yeşillik görmüş gibi çalışan iş makinaları, durmak bilmeyen inşaatlar, suratsız insanlar ve suratsızlıklarının yanından sarkan bir çift kulaklık. Aynı adımlar, aynı kıyafetler, aynı kurallara uyan aynı milyonlar. Aynı terli koltuk altları, aynı duraklar ve aynı günün binlerce kez tekrarlanmasının verdiği yorgunluk.. Kaçmaya yer arıyorsunuz, nereye nereye ? Çok uzaklaşamam ama kaçmam da lazım diyorsunuz. istikamet Büyükada !!
Vapurla giderken uzaklaşılan şehrin görüntüsüne bakacaksınız uzun uzun. Harıl harıl çalışan bir şehir, toz ve pas çıkıyor resmen hiç durmadan. Herkes yetişmeye çalışıyor bir yere, herkesin işi önemli kendi önemsiz. Herkes bir üstüne para kazandırmak adına veriyor tüm her şeyini şirketlere ve hizmetlere. Sesi azalıyor yavaş yavaş şehrin, çirkin kokular gidiyor. Tuzlu suyun beyni rahatlatan o güzel kokusu nüfuz ettikçe burundan beyne, sakinliyor kalp, huzurla doluyor gönül ve martılar bile bir başka eşlik etmeye başlıyor şehirden uzaklaştıkça. Öyle acelesiz, öyle sakin ve huzurlu ki her şey, anlıyorsunuz gidilen yerin güzelliğini.
İndiğiniz gibi tuhaf ve anlamsız bir curcuna içinde buluyorsunuz kendinizi. Dondurmacılar, pizzacılar kahveciler derken, o kalabalıktan kendinizi bir kurtardınız mı tamamdır. 5,5 km2 alanı istediğiniz gibi gezebilirsiniz, adada bulunan iki tepe sanki adayı denize mıhlamış gibidir uzaydan bakıldığında. Adaya yaklaşırken evlerin manzaralarına şahit olacaksınız. Düşündükçe düşüneceksiniz, nasıl görünüyor acaba diye, sonra kendi evinizin manzarası gözünüzün önüne gelecek. Saat kulesine gider ayaklar genelde, bembeyaz kulenin etrafından mor ve pembe yüzlerce çiçek ve sarmaşık dolanıp yarışırlar saate ilk kim ulaşacak yarışındaymış gibi.
İster yürüyerek, ister bisikletle gezebilirsiniz, fayton da mevcut ama tavsiye etmiyoruz. Hayvanlara eziyet ediliyormuş gibi bakıldığı ve para için dinlendirilmeden çalıştırıldıkları için, şiddetle reddediyorum faytonla adaları gezmeyi. Bisiklet bir nebze daha mantıklı, istediğinizde yürüyebilecek istediğinizde hızla ilerleyebileceğiniz bir araç. Adada neler var onlara bir bakalım şimdi. Plajlar, patrikhaneler, kiliseler, camiler, oteller, restaurantlar, butik dükkanlar..
Motorlu araçların olması yasak, bu da şu anlama geliyor, ses ve hava kirliliği yarı yarıya düşüyor. Elektrikli araçlar, bisiklet ve esnafın malzeme taşıması için küçük araçlar. Yollar temiz ve ferah. Geniş yollar bir iniyor bir çıkıyor tepeciklerden. Devasa ağaçlar insanı büyülüyor ve bu ağaçların altına yapılşmış villalar, köşkler ve daha kim bilir ismini bilmediğimiz yüzlerce yapı, ağzınızın suyunu akıtıyor. 6 adet halk plajı var adada, diğerleri ise; özel ücretli plaj olarak geçiyor. Girme fırsatım olmadı ama bir gün mutlaka deneyeceğim.
Ada'nın tarihine baktığımızda okumakla bitmiyor gerçekten. Büyük İskender'in babası'nın döneminde de önemliymiş, Fatih, istanbul'u fethetmeden önce adayı almış mesela. Eskilerden beri devlet büyükleri, Büyük Ada'ya bir şekilde yazlık yaptırmış ve yaşamışlardır. Bugün de insanlar günlük yada haftalık ziyaretlerle adayı renklendiriyor. Kendi nüfusu 8 bin olan ada, sezon açılınca 50.000- 55.000 kişiyle dolup taşıyor ve doğal olarak sürekli sakinleri bir süre sonra bu durumdan epeyce şikayet ediyorlar. Nerede çokluk orada bokluk lafı gibi aslında haklılar da, çünkü gelenler kendileri gittiğinde hoş sohbetlerinin yanında çöplerini ve gürültülü vakitlerdeki baş ağrılarını da bırakıp gidiyorlar.
Yetimevi en dikkatimi çeken şeylerden biriydi. Korku filmi çekecek olsam sanırım orayı kullanmak isterdim. Yüksek katlı tamamen ahşap olan ve eski yapısıyla geceleri önünden geçmeye korkacağınız bu yer yıllar yıllar önce terk edilmiş. Her yol bir yeşilliğe, her yol bir deniz manzarasına çıkıyor ada olduğu için. En tepedeki kiliseye uğrayıp yan taraftaki kafede bir bira açıp esen rüzgara karşı, 7 tepe istanbul'u izlemeden inmeyin aşağıya. Çıkmadan önce yokuşun başında herkes eline bir top ip alır ve yukarı öyle çıkar. Bu bir adet, kiliseye kadar ipi yeten mi kopan bir şey oluyordu ama unuttum şimdi. Kilise'nin içine girip biraz dua edebilir huzur bulabilirsiniz. Ayrıca ayakkabılar da çıkarılmadığı için ve secdeye kapanmadığınız için çorap kokusundan ciğerlerinizin solma durumu da gerçekleşmez.
Adalara gitmek için; Kadıköyden, Kabataş, Kartal ve Bostancı iskelelerinden gidebilirsiniz, Bostancı'dan 5 tl gibi ücretle bu güzelliğin içine kendinizi atabilirsiniz. Bol Bol fotoğraf ve video çekin, Orhan Pamuk'un Sessiz Ev romanını yazdığı yere giderken biraz da Ada ile ilgili araştırma yapmayı unutmayın. Hepinize sevgi ve saygılarımla, iyi gezmeler diliyorum...
Fotoğraf Kaynakları : 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Photo Source: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Desteklerinden Dolayı ; @akcakocagaming @steempress-io@kusadasi@try-market @cointurk @steempress@timeets@arabsteem@tryardim@sevenfingers @steemit-turkey @turkiye@trsteem@muratkbesiroglu 'na teşekkür ederim.
Thanks For Supports ; @akcakocagaming @steempress-io @kusadasi@try-market @cointurk @steempress@timeets@arabsteem@tryardim@sevenfingers @steemit-turkey @turkiye@trsteem@muratkbesiroglu
----------KADİR US-------------