Merhabalar.Buraya yazılacak bir sürü konu belirledim kafamda.Ama en büyük coşkumdan, heyecanımdan ve keşfimden bahsetmedikçe beni anlamlandırmak sadece bir kafa karışıklığı yaratacak ve gerçeği yansıtmayacak.Size kendinizi tanıdığınız,sınırlarını aştığınız,tabularınızı yıktığınız,bildiğiniz ufacık bir doğruyu bile savunamadığınız,farkına vardığınız yanlışları görmezden geldiğiniz,dünyaya kafa tutacak güce sahip olduğunuz bir duygudan bahsedeceğim.Adı AŞK.
Üniversiteye kadar aşkın sadece bir duygu hali ve çoşku olduğunu sanırdım.Ondan yararlanmaya hiç kalkmadım.Her tanıdığım insan gök kuşağının bambaşka bir rengini yansıtıyordu.Ama biri,bildiğin bütün yansımaların dışında,sana bambaşka bir gök yüzü sunuyordu.
Onunla üniversitede tanıştım.Ve her gün filmlerde ki olay örgüsünün başlangıç metni gibi 'nereden bilebilirdim ki' diyorum.
Herkesten farklıydı.Bana hiç benzemiyordu.Zaten olayda bu değil miydi?Bana benden olmayan lazımdı.Bana bende olmayan şeyler katmalıydı.Ben sahip olduklarımın sınırlarını her gün zorluyordum zaten.Her gün duyamayacağım bir ses tonu,karşılaşması güç bir fikir,anlamlandıramadığım bir bakış lazımdı.Ya da hiç algılamadığım ama bana aitlik hissettirecek bir koku...
Ben hayatım boyunca o kadar çok konuştum ki.Babam bazen bir tartışmadayken gülümseyerek beni izlerdi.Ama ben ilk defa sustum.Ve bir şey itiraf edeyim mi? Aciz hissettim,yetememekten korktum.
Dönüm noktası ise bir sohbette onun bir cümlesiydi.Sen dedi,neden hiç merak etmiyorsun?Hayatta gördüğün her şey bir merakın ürünüyken,sen tabularının ve çevrende duyduğun her şeyin esiri gibisin.Çok şey kabullenmişsin ama sorgulamamışsın.Ve ben o gün soluduğum havaya kadar sorguladım.Her şey anlam kazanıyordu kafamda.Her varlığın her şeyin bir amacı varmış meğer.Her şey bir düzenin parçasıymış...
Ama asıl başlangıç daha başkaydı.Ve size bir soru;
Siz hiç sırf biriyle sohbet edebilmek için kitap okudunuz mu?Ben okudum hemde bir dolu...Ona bir şey sunmam lazımdı.Şaşırmalı,'vayy bee' demeliydi.Adamın benden öğrendiği hiç bir şey yoktu heyecanla gözünün içine bakıyordum :D İnanın çok fazla fikre sahiptim ancak bunu dile getirecek güce sahip değildim.Neyse ki oda beklentiye girmedi sağ olsun :)
Galiba oda bende ki bilgisiz ama azimli tavrımı sevmişti.O kadar heyecanlı yaşıyordum ki hayatı.Galiba o heyecanı sevmişti.Okudukça sivrildim,sivrildikçe ezildim.Ezildim çünkü bilginin beni ukala etmesine de izin vermedim.O ince çizgiyi olgunlukla muhafaza ettim.Yetmiyordu ama...Okudum daha çok okudum.Tanık olduğum kalıptan çıktım.Kendime dedim ki karşında kendini nasıl görmek istiyorsan öyle ol.Kendimi tam karşıma diktim,gözlerimle gördüm kendimi.Kanlı canlı ben duruyordum.Biraz dik dur dedim önce belim doğruldu.Biraz anlamlı bak,içinde ki boşluğu gösterme,kendi içinde yaşa dedim.O günden sonra saçlarımı hiç toplamadım :) Bir daha ki yüzleşmede,karşımda öz güvenli,dolu dolu bakan,kendini beğenen bir kadın vardı.
Kendimde var olan önemsiz deyip bir köşeye attığım şeyleri çıkardım ortaya önce.Sonra süsledim,mis kokular sürdüm üzerlerine,altın bir tepsiye yerleştirdim.Sonra sundum dilimle.Ve anladım ki kimse anasının karnından mükemmel doğmuyor.Sahip olduğun en basit bir özelliğini bile,müthiş bir öz güvenle ve sağlam bir duruşla insanlara sunarsan; bu tıpkı,elinde bulunan yıkık dökük bir sandalyeyi,üzerinde kitaplar yazılmış antika bir sandalye diye sunmana benziyor.Elinde kine değer yükleyecek de ona anlam kazandıracak olanda senmişsin meğer.
Ve bende heyecanımı,çoşkumu aldım elime.Onları o kadar güzelleştirdim ki,öyle ihtiyaç duyulan şeyler haline getirdim ki;her şeye sahip bir insan bile,benim sahip olduğum çoşkunun ve heyecanın birazına sahip olmak için imrenebilirdi.
Sizi seviyorum :)