<div align="justify">Dünyamız binlerce yıldır doğaya, bitkilere ve hayvanlara büyük bir özveri ve bollukla ev sahipliği yapmıştır. Denge ve düzen öylesine bir senkronizasyon göstermiştir ki dünya adeta varlığının ve yaratılışının kompozisyonunu yazıyordu. Binlerce yıl bu ahenk sürekli doğanın lehinde bir döngü ile yaşayan bütün varlıklara yaşama ve neslini sürdürme şansı tanıyordu. Hiçbir hayvan yiyeceğinden daha fazla bitkiye veya hayvana zarar vermediği gibi, doğa da kendisine zarar verilmediği sürece yaşayan hiçbir varlığı yok etmek gayesi gütmemiştir.</div>
<div align="justify">Ve birgün İnsan yaratıldı ve, dünyaya yayıldı ve doğanın dengesi kelimenin tam anlamıyla çivisinden çıkmaya başladı. Durum böyle olunca şu tez acaba doğru değil mi ? İnsanın yaratılış günü kıyamet gününün geriye sayımını başlatmış oldu. Yani insan kendi kıyametinin hazırlığını yapıyor. Aslında kendi varlığını sürdürebilmek için yaratılmış olan doğayı ve dünyayı kendi elleriyle dengesinden çıkaran insanoğlu doğayı kendisine düşman etmiş duruma geldi. Özellikle insan varlığının çoğalmasıyla birlikte tüketimin artması, topluluklar içinde oluşan kültür ve alışkanlıklar dengesiz tüketimi ve zamanla sanayileşmeyi de beraberinde getirmiştir.</div>
Görsel 2
<div align="justify">İnsanoğlu kendi hayat standardını yukarılara çekip, tüketim alışkanlıklarını israf düzeyine yükseltince ister istemez doğadaki denge bozulmaya ve üretim dengesi çeşitli hormonlar ve ilaçlarla desteklenmek zorunda bırakıldı. Sanayileşme devrimleri de yanlarında getirdikleri çeşitli kimyasallar ve zehirli gazlarla bu denge bozulmasını hızlı bir şekilde destekledi. Özellikle son 2 yüzyılda artık dünyamız yaşanır olmaktan hızla çıkmaya başladı. Burada şu soruyu sormadan yapamayacağım. Sizce de artık doğa dahi daha hırçın ve daha vahşi bir şekil almadı mı? Yani artık doğa bizim dostumuz olmak yerine kendisine verdiğimiz zarar karşı bize savaş açmış olabilir mi? Bir koruma içgüdüsüyle hareket ederek kendisini bize karşı korumaya mı çalışıyor acaba?</div>
<div align="justify">Son 2 yüzyılda kaç çeşit hayvan ırkının yok olmasına sebep olduğumuzu biliyor muyuz. Bir Cava Gergedanından dünyada sadece 60 tane kaldığını, Milyonlarla sayılan bir Dağ Gorilinin artık sadece 900 adet olduğunu, bir Amur Parsının dünyada sadece 60 üyesinin kaldığını biliyormuyuz. Maalesef doğa artık kendi kendisini yenileyemiyor. Ancak asıl korkutanın ne olduğunu biliyor musunuz? Bu yıkıma sebep olan insanoğlu bunun kendisinden kaynaklandığını bildiği halde dünyada bu yıkıma karşı çıkan ve bunun için çaba gösteren kişi sayısının % 10 dahi olmayışı. Dünyayı tepe tepe kullanan % 90'lık bir kesim verdiği bütün zararları bilmesine rağmen bu yıkımı yapmaya devam ediyor.</div>
<div align="justify">Ozon tabakasının her geçen gün zayıfladığını bildiği halde insan ırkının neredeyse tamamı özellikle de medeni denilen bölgelerde yaşayanlar, bu tabakaya zarar veren bütün gazları kullanmaya devam ediyor. Tüketim çılgınlığı öylesine bir hat safhaya çıktı ki, doğal yollarla üretimi yetişmeyen bitkiler ve hayvanlar, çeşitli hormonlar, genetiği oynanmış tohumlar yediklerimizi de kendimize düşman hale getiriyor. Bu da kendi ellerimizle kendimizi ve gelecek nesillerimizi ne tür bir tehlikenin kucağına attığımızı gösteriyor. Ancak görmek için sadece göz yetmiyor. Gözden önce düşünebilme yetisi ve vicdan terazisi kullanma becerisi gerektiriyor. Eminim ki bu konuda çok yazan ve çizenler vardır. Ama maalesef ki ben de dahil yazarken veya okurken gösterdiğimiz ilgiyi yaşantımızda o denli göstermiyoruz. Artık kendi ellerimizle hazırladığımız kıyametimizi beklemekten başka çare var mı?</div>
Posted from my blog with SteemPress : http://www.sevgikelebegi.net/2018/07/30/yasamak-icin-yasatmak-gerekmez-mi/