Baban kaç kere masal anlatmıştır diye sorsan, hatırlamadığımdan hiç derim ama, dişimi yastığımın altına koyduğumda o çikolata ve paraları koyan meleğin babam olduğunu söylemekten inanılmaz keyif aldığımı söyleyebilirim. Hatta beni bu işi meleklerin yaptığına inandırmak için müthiş bir performans gösterisinde bulunduğunu da.
Mor leylak kokularım oldu benim, cevizim, incirim ve kayısım. Küçük bir apartmanının kocaman bahçesinde ağabeylerim, ablalarım ve teyzelerim.
Bebeklerle oynamak yerine, top peşinde koşturarak futbolu sevdim. Havucu Ferhan Teyzeden, atkısı Sevim Teyzeden, kömürleri apartmanın deposundan çalındığı için yapılan kardam adamlarla sevdim kışları. Beyaz gömleğinden lekesi çıkmayacağını bile bile Şemsi amcayla birlikte sevdim şeftaliyi. Püsküllere basmamaya çalışmaktı en sevdiğim oyun komşumuzun evinde. Uzun süre yok olmasına rağmen babamın seyahatten dönmesini, salçalı sucuk için bekledim hep. Dudağını büzerek sahip oldum istediklerime.
İlk yalanım ağabeylerimin sigara içtiğini bilmediğimi söylemekti. Eve geç geleceğimde, hep lastiği patlardı minibüsün. Hiç dayak yemedim ama, gelsen dövsen daha iyiydi denilebilecek bakışları bildim. Kıvrak zekamı, bakkala gidiyorum evde kola bitmiş diyerek, hiçbir bakkalda kola kalmamış ben de tağğğ şu sokağın sonundaki bakkala gitmek zorunda kaldım. Anlamıyorum bu bakkalda neden hiç kola kalmıyor bahanesi ile geliştirdim sanırım..
İlk aşkımın adı ( bilinçli olan -ilkokuldayken ne kadar bilinçliysem tabii- ) Latif’ti mesela. Ali hiç topu atmaz, Işık hiç ılık süt içmez bunları hep Latif yapardı... Habersizdi ama, yorucu ve yoğun bir tempodaydı. Topu atarken aynı anda ılık süt içmek zorundaydı ve hecelere ayrılması da gerekiyordu aynı zamanda.
Ardından, hayatımı bok ettiğini düşünsem de bazen, bana çok şey kattığını bildiğim uzun süreli bir ilişki. Sonrası arayış ve “ BÜYÜMEK “..
Her şeye ve herkese rağmen büyürken yukarıda bahsettiğim hiçbir şey eksilmezken arttğını sandım.
Ben insanları, leylak koktuğu için, beyaz gömleklerini umursamadıkları, yalansız oldukları için sevdim hep. Hiç farketmedim uzun zaman boyunca aslında koktuklarının leylak değil de ter olduğunu, gömleklerinin zaten lekeleri olduğu için umursamadıklarını ve riyakarlıklarını.
Elinin tersi ile, sana aslında mutluluk, huzur ve güven veren herşeyi iterek özünde, kimsenin bilmediği bir yere saklayarak kendini, ayak uydurmak zorunda kaldığın düzene ben de “ Merhaba “ dedim.
Belki diyerek umutla sakladıklarının ve aslında elimin tersliyle ittiğim şeylerin, bir zaman sonra yerin halen kaç metre altında olduğunu bilmediğim toprak yığının altına gömdüğümü farkettim. Çırılçıplaktım, sadece merhaba diyebilmiştim ve hiçbir şey bilmiyordum ki. Öğreniyorsun ama, ellerinle kararken o duvarının harcını her şeyi öğreniyorsun. Halen fonda bana bir masal anlat baba çalarken bile, herkes gibi olmayı...
Posted from my blog with SteemPress : https://nsab.000webhostapp.com/2018/10/ulusa-seslenis