Keçiyi Beklerken, Yevgeniy Dubrovin'in okuduğum ikinci kitabı; kendisiyle "Hipnozcunun Yeğeni" kitabını okuyarak tanıştım.
Yazar, Keçiyi Beklerken kitabında, savaştan zarar görmüş bir aileyi anlatıyor. Kitabın ana karakterleri Vad ile Viktor, babalarının yokluğunda, kolhozda çalışan anneleri ile birlikte yaşıyor. Şavaşta öldüğü haberi gelmiş babaları, herkesin umudunu kestiği bir anda çıkageliyor. Özgürce yaşamaya alışmış çocuklar için, babalarının gelişiyle hayatlarına giren kurallar, can sıkıcı bir hal almaya başlıyor. Bu gelişle disipline olan hayatlarını, eski haline çevirebilmek için yaptıkları kurnazlık ve yaramazlıkların, hazırladıkları tuzakların bir işe yaramamasının yarattığı öfkeyi okurken, yazarın mizahi inceliği hayran bırakıyor. Kitabı okurken, yüksek sesle güldüğüm anlar oldu, söylemeden geçmek istemiyorum.
Kolhozda çalışırken çocuklarıyla yeterince ilgilenemeyen anne, baba ve çocuklar arasındaki gerilimin arasında kalıyor. Bu esnada, savaşta yüzlerce ameliyat geçirmiş dayıları geliyor. Baba dayıdan hoşlanmıyor. Sonunda, bir keçi alıp, iş bulup rahatça yaşayacakları bir kasabayı keşfetmek için, anne ve baba yola çıkıyorlar.
Keçiyi Beklerken kitabı, adından da anlaşılacağı gibi, hiç görmediğimiz bir keçiyi, bazen eğlenceli, bazen de hüzünlü olaylar eşliğinde bekletiyor okuyucuya.
Yoksulluğu, evlerini bırakıp tarlalarda yaşayan çocukları, çeteleşmeyi, savaş koşullarında çalışmayı ve sınıfsal ayrımı konu edinen kitap, 1988 yılında "Fransız" ismiyle sinemaya uyarlanmış. Sovyetler Birliği'nin bir çok kentinde gösterilmiş.