Steemit’te 100 günü devirmişim. Bugün tam 101’inci gün. Rep’im de 51. Yihuu!
Olaylar şöyle gelişti: Şubat’ta ilk olarak Steemit’i keşfettiğimde, İngilizcemi geliştirmek için harika bir yer olduğunu düşünmüştüm. Ben paylaşımlarını beğendiklerime yorum yapacaktım, onlar cevap verecekti, sonra gelip benim post’larıma yorum yapacaklardı –tanışıklık, arkadaşlık, sohbet-muhabbet derken ne güzel bu esnada İngilizcem daha gündelik hayat İngilizcesine yaklaşacaktı.
İlk ay ortalıkta şapşal şapşal dolandığımı hatırlıyorum. Oraya buraya birkaç yorum yazdım, hatta sohbet yürüttüğüm insanlar da oldu ama buralarda işlerin sandığım kadar kolay ilerlemeyeceği de aşikârdı. Bir kere işin içinde para vardı. Trending sayfasında bulduğum ve hoşuma giden post’ların sahipleri de cüzdanı dolgun tiplerdi, benim $0.01 upvote’uma kalmamışlardı, dolayısıyla öyle oturup uzun uzun benimle sohbet edecek halleri yoktu.
Ay sonuna doğru oturup özene bezene ilk post’umu hazırladım. O post’a hâlâ içim yanar; sürücüsüz arabalarla ilgileniyorsanız şurada, belki okursunuz.
Bu post’u beş kişi mi ne gördü.
3 upvote – $0.31
Nasıl bir hayal kırıklığı!
Ki bu gene iyiymiş.
Sonra benden başka kimsenin görmediği post’lar ve bir dizi $0.00.
Derken sağ olsun @kusadasi; ve sonrasında da Türkçe post’larımı nihayet Türkçe sohbet takip etti. Kırılma noktası bu post ’tu. Fakat Türkçe devam etmek daha kolayıma gidince İngilizce geliştirme fikri tabii yalan oldu. İlk aydan kala kala bir Hollandalı arkadaşım kaldı ama o da bir şey –sonuçta sohbeti koyulttuk.
Neyse, diyeceğim şu: Steemit’te dolanırken bir sürü post’ta “Vazgeçmek isteyeceksiniz, vazgeçmeyin” mealinde tavsiyeye denk gelmiştim.
Ne demek istediklerini yeni yeni anlıyorum. Ve eğer aramıza yeni katılan biri olur ya bunu okuyorsa, ben de ona söylemek isterim:
Vazgeçmek isteyeceksin. Vazgeçme!
Ama Steemit’te kalmak demek, öyle oturup her gün birkaç satır karalamak demek değil.
Steemit beni şu geçen 100 günde deli çalıştırmış.
Önce STEEM ile SBD farkını öğrendim.
Sonra curation ödüllerini (ki bu hesabı hâlâ tam anlamış değilim; beğendiğim post’ları upvote edip geçiyorum).
Steemd
Steemnow
Curation trail’lere katılmak için Steemauto
STU ve ödülleri hesaplamak için Steem.supply
Notification’lar için Busy
Gelişmeleri takip için bilumum Discord kanalları…
Botlar için Steem Bot Tracker (@arafs ve
@anadolu hariç, botlardan manalı bir kazanç elde edildiğinden hâlâ şüpheliyim ama şu sıra yoğun kullanıyorum, sizi de bir ara haberdar ederim.)
Tüm bunların yanında post’ları güzelleştirmek için öğrendiğim kodları, gif denemelerimi, InDesign’da kolaj çalışmalarımı falan saymıyorum bile.
Arada blokzincir, Ethereum blokzincir ve dApp’ler, bilumum blokzincir projeleri ve ICO’lar falan, bir sürü yeni teknoloji hakkında da bir dolu okuma yaptım, biraz olsun fikrim oldu.
En son Telegram’a da girdim. @ned valla şurada, sohbetlere giriyor –gelin.
Şimdi sırada öğrenmem gereken Smart Media Token ve GOOD PERSON TOKEN var.
Açıkçası biri (mesela @sorucevap) şu SMT’yi Türkçe anlatsa da ben de ondan okusam diye bekliyorum ama sanırım merakıma yenilip bu akşam ha gayret okuyacağım, muhtemelen yarın da bir ara yazarım.
Su akar, yatağını bulur
İtiraf etmem gerekirse Steemit’te ne yöne gideceğimi hâlâ bilmiyorum. Buraya yatırım yapsam mı diye düşündüm ama sanırım yapmayacağım. Cüzdanda bir miktar Bitcoin’cik (Satoshi) kalmıştı, 10 dolar kadar, ta başta onu getirmiştim – bütün yatırımım bu.
Paylaşımlarıma gelince…
Şimdilik canım sinema yazmak da istiyor, blokzincir projelerini yazmak da hoşuma gidiyor.
Edebiyat paylaşımı henüz yapmadım ama @muratkbesiroglu’nu okumak ve yazdıklarına yorum yapmak iyi geliyor; belki bir ara kendi kitap-yazar listemi paylaşırım (bu arada sayfadaki kolajı canva'da yaptım ve bu siteyi de ondan öğrendim).
Yaz geldi, fotoğraf çekmem için belki Steemit itici güç olur diye umuyorum.
Belki sonra yine İngilizce denerim ama şimdilik Türkçe geyik çevirmek de zevkli.
Nereye akacağımı birlikte göreceğiz.
Steemit nereye akar?
Steemit’e gelirsek… O da bu arada 1 milyon kullanıcıya ulaştı.
Fakat buranın sorunu şu ki, gelenlerin büyük bölümü kalmıyor.
Sonuçta kullanıcılarını bu kadar “çalıştıran” bir sosyal paylaşım sitesinde herkesin sebat edip kalmaması normal. Burada olan biteni öğrenmek bir yana, her bir halt için de -yukarıda yazdım ya- sürekli başka sitelere gitmek gerekiyor. Geçenlerde @cryptoctopus yazmış; onun burada ikinci senesiymiş ve hâlâ betadayız diyor. “Bu kadar zaman içinde tag’lerden daha işlevsel bir organize olma yolu buluruz, en azından siteye anlık mesajlaşma özelliği gelir sanmıştım,” diyor.
Steemit’in kendi sitesinde notification özelliği olmamasını, kimden ne kadar upvote aldığımızı görmek için Busy’ye girmek zorunda olmayı, kalan oy gücümüzü cüzdan kısmında görememeyi, bizi upvote edenlere anlık mesajlaşmayla bir teşekkür bile edememeyi açıkçası anlayabilmiş değilim.
Steemit’ten Steemit hakkında biz bir sürü şey öğrendik; niye Steemit iki yıl boyunca kullanıcıların ihtiyaçları hakkında bir arpa boyu yol gidememişken gündeminde Smart Media Token var, bilmiyorum. Yanlış anlaşılmasın, SMT süper fikir ve GPT de burada yatırımı olmayanlar için harika bir özellik gibi duruyor. Yine de yani, niye?
Steemit akmakla kalmasın; içerik üretenlere karşılığını veren bir sosyal paylaşım sitesi olarak çağlasın falan istiyorum ben. Fakat insanlara buradaki işleyişi anlatmaya kalktığımda açıkçası daha çeyreğine gelmeden ben bile bunca şeyi ne ara, ne diye öğrendiğime şaşıp kalıyorum ve sıkılıp anlatmayı bırakıyorum.
Bir yazmaya sıkılmıyorum. Yine çok uzun oldu. Böyle planlamamıştım.
Neyse, öyleyken böyle.
Steemit'le nice 100 günlere...
Ve nice 1 milyonlara, Steemit!
*#istebunlarheptecrube tag'ını kullandım; orayı da şenlendirsek ne güzel olur.