Neromi, tanrıların sıkça bir araya geldiği Nilaron'un altında kalacak şekilde evreni yerleştirdi. Tanrıların, bu muhteşem manzaranın keyfini sürmelerini istiyordu. Öyle de oldu. Evren ile ilgili sorular soruyorlar ve çalışması için Neromi'yi takdir ediyorlardı. Fakat zamanla diğer tanrılar fikir üretmeye başladı.
Neromi şu kısmını şöyle mi yapsak yahu?
Neromi yarattığı her şeyi kendi kuralları çerçevesinde yaratmıştı ve bundan bir haber tanrıların fikirlerini önemsemiyordu. Fakat fikir vermekten ziyade müdahale eden bazı tanrılar Neromi'yi kızdırmıştı. Ulteros birkaç galaksiyi birleştirmiş ve Neromi'ye "bu galaksiye benim adımı verelim mi?" şeklinde ciddi olmayan bir teklifle gitmişti. Evrenin işleyişi bu sebepten bozulmuş ve düzeltmek zaman almıştı. Tanrıların hoşnutsuzluğundan rahatsız olan Neromi, Tanrıların kusur bulamayacağı ve ağızlarını açık bırakacak bir şeyler yapmak istiyordu. Bu kez onlara söyleyecek söz kalmayacaktı. Fakat detaylı bir çalışma yapacağı için zamana ihtiyacı vardı. Keza kendi yazdığı kurallara bağlı kalmak istiyordu. Bu sebeple diğer tanrıların dikkatini çekmeyecek çok küçük bir alan seçti. Bu Samanyolu Galaksisi'ydi. Evren'in milyarda birinden bile çok daha küçük bir kısımdı.
Güneş Sistemi'ni bu galaksi içerisinde küçük bir bölgede yarattı. Arından da Dünya onun özel ilgi alanı olacaktı.
Yazdığı fizik kurallarını bozmadan ama gizleyerek Dünya'yı yarattı. Evren'in diğer tüm parçalarından çok daha farklı görünüyordu. Oldukça güzel bir gezegen yaratmakla yetinmemiş ve üzerinde milyonlarca canlı türü oluşturmuştu. Her biri hayatta kalabilmek adına farklılıklar geliştirmiş, özgün biçimde uyum sağlamıştı. Tabi bunu sağlayabilmek milyarlarca detayı beraberinde getirmişti. Sonunda her şey hazırdı ve artık Neromi diğer tanrılara büyük eserini gösterecekti.
Nilaron'a gitti. Tüm tanrıların orada toplanması için çağrıda bulundu. Evren tam altlarındaydı ve eskisi kadar ilgi görmüyordu. Tanrılar toplandıktan sonra Neromi, dikkatinlerini Dünya'ya vermelerini istedi. Tanrılar arasında sesler yükselmeye başladı. Dünya fazlasıyla mükemmeldi. Canlı yaratma fikri, Neromi'nin düşündüğünden daha fazla ilgi görmüştü.
Bizim silüetimizden bir şey yaratman dahice Neromi!
Neromi tüm çabalarının karşılığını aldığını düşündü. Dünya oldukça ilgi görmüştü. Görecek o kadar çok detay vardı ki... Uzun süre ilgi odağı olacağı kesindi. Fakat geçen zaman yine aynı sonuca doğru ilerliyordu. Neromi'nin yarattığı mükemmel düzen ve görsel şölen de kısa sürede normalleşmişti. Nilaron'da dünya ile ilgili olumlu yorumlar bitmiş hatta artık sıkıcı bir hal aldığı ile ilgili söylemler olmuştu. Unirseva, "ben de bir evren yaratayım bakalım neler çıkacak?" dedi. Neromi buna çok kızmıştı. Nilaron'un manzarasının kendine ait olmasını çok istiyordu. Bunu kendi fikrini kullanan başka bir tanrıya kaptırmak da son istediği şeydi. Tanrıların ilgisini nasıl sürekli canlı tutabilirdi? Mükemmeli yaratmıştı. Detaylarla bezemişti. Fakat bir türlü çabalarına karşılık olarak istediği ilgiyi bulamıyordu. Sonra agresif bir hareketle insanı yarattı. Envai çeşit duygu ile bezedi. Zamanla değişimi sağlayacak bir zeka düzeyine getirdi. Duyguların insanları bazı yönlere sürükleyeceğini biliyordu. Fakat neler olabileceğini kendi de kestiremiyordu. İşin güzel yanı da buydu.
O günden bu yana tanrılar bizi izliyor. Bazen gülüyorlar bazen merak ediyorlar. Son zamanlarda ise genelde gülüyorlar. Sanat, savaş, bilim vs... Tanrıların galasındayız ve bir şekilde sıkılmamalarını sağlıyoruz.