What is death ? ÖLÜM NEDİR ?

Words
1493
Reading
7 min
9y
Listen to this post
~10 min

Unfortunately, the "death" phenomenon is not known in a proper way today, and it is generally thought that death is a "son"! ..

However, death is not an end; from matter to matter, from matter to matter, from Allah, nothing else! .. So unite! ..

With the so-called death event, the subject leaves the body, and the "holographic wave" called "RUH" continues to its grave either in the grave, or outside the grave!

So death; it is the end of life with the body and the continuity of the RUH with the body.

The fact that the principles of the Islamic Religion are revealed from the Holy Qur'an reveals the following:

"Every NEFS Death Is Forgetting ..!"

The so-called death is the abandonment of the biological matter body, the transition of the RUH body into the life of the wave world ...

As the brain stops, the side of the body is cut off from the bioelectric energy; the body loses the electromagnetism that keeps the soul bound to itself, and the bird, the spirit, goes from body to body independently. This event is explained by death.

As the RUH, he is in the same body, not in himself, so he goes into the depth of the soul ... And the person continues his life, just as in the body, as the RUH! ..

But with a difference ... Though the body is completely alive and conscious, matter can not use the body! Like a living, conscious person who seems to have a herbal life! ..
He sees, hears, perceives everything that is happening outside, but he can not reach out to himself any messages!

As a matter of fact, the great Islamic scholar Erzurumlu İbrahim Hakkı, in his work entitled "Marifetname" He portrays the death of Muhammad in the following way:

"He knows who has washed the body, who washed the body, whom he shrouded, who made his prayers, who followed them, who sent them down, and who inspired them."

"The cry is next to meury, and you do not let your head shake your head, you will torment it", and the cry comes from the fact that you are seeing you and feeling sorry for yourself.

Let's pay attention to the following hadith-i Rasûlullâh which is present in the BURARI-named hadith book which will best understand us that the person who is unable to use the body can not use the body of death and that he is aware of the appeal of the person in the grave as "spirit"

"The Talha has described the radial world as follows:

On the day of Bedir warfare Nebi (shalala allah aliqajallem) ordered the bodies of 24 people to be removed together in the vicinity of Quraysh, but they were thrown into a dirty pit from Bedr wells. This has been the accumulation of new filth in the filthy well. Rasulululah was a virtue to lodge for three days in the open field when an enemy had won a tribe.

In the third day of Bedr's war, he commanded the reign of Rasulullah. Road weight was loaded and bound. Then the Prophet walked. Ashab went after her ...

In the meantime, he spoke to each other, apparently Rasullah is going to a party.

Finally, the Messenger of Allah (Rasululullah) stood on one side of the well where the devotees were thrown, and spoke to them in their own and in the names of their fathers:

  • Ya blah blah blah blah blah blah blah blah blah blah blah blah Ibn Ibrahim Rebia ... Did you now rejoice in believing and obeying Allah and His Prophet? .. O Lord! .. We are the victors! we really did find victory. Do you also find the victory of your Lord as promised?

TURKISH
Ne yazık ki günümüzde “ÖLÜM” olayı, gerçeğine uygun bir biçimde bilinmemekte, genelde ölümün bir “son” olduğu zannedilmektedir!..

Oysa ölüm, bir son olmayıp; madde âlemden, madde ötesi âleme geçişten başka bir şey değildir!.. Yani bir dönüşümdür!..

İnsan, ölüm denen olayla, madde bedeni terk ederek, “RUH” denilen “holografik dalga” yapılı bedeniyle ya mezarda, ya da mezar dışında yaşamına devam eder!

Yani ölüm; madde bedenle yaşamın sona erip, RUH bedenle devam etmesidir.

İslâm Dini’nin esaslarını bildiren Kur’ân-ı Kerîm, ölüm olayına şöyle açıklama getirir:

“Her NEFS ölümü TADACAKTIR!..”

Ölüm denen olay, biyolojik madde bedenin terk edilerek, RUH bedenle dalga âlem yaşamına geçilmesidir...

Beynin durmasıyla birlikte, vücuda yayılan biyoelektrik enerji kesildiği için; beden, ruhu kendisine bağlı tutan elektromanyetizmasını yitirir ve böylece, RUH, bedenden bağımsız yaşam biçimine geçer. İşte bu olay ölüm kelimesiyle anlatılır.

Yaşam boyunca kişinin beyninden geçen tüm faaliyetler, ses ve görüntü dalgalarıyla yüklenmiş televizyon dalgaları gibi, RUH’a, yani holografik dalga bedene yüklenmiş olduğu için, kendisinde hiçbir değişiklik hissetmeden, ruh boyutunda yaşama geçiliverir... Ve kişi, RUH olarak, aynen bedende olduğu gibi yaşamına devam eder!..

Ancak bir farkla... O bedende, tamamıyla canlı ve şuurlu olmasına karşın, madde bedenini kullanamaz! Sanki bitkisel hayata girmiş, canlı, şuurlu bir kişi gibi!..Dışarıda olup biten her şeyi görür, duyar, algılar fakat kendisinden dışarıdakilere hiçbir mesaj ulaştıramaz!

Nitekim büyük İslâm âlimi Erzurumlu İbrahim Hakkı, “Marifetname” isimli eserinde, Hz. Muhammed’in ağzından ölüm olayını şöyle nakleder:

“Meyyit (ölümü tatmış kişi), bedenini kimin yıkadığını, kimin kefenlediğini, namazını kimlerin kıldığını, ardından kimlerin geldiğini, lahde kimlerin indirdiğini ve kimlerin telkin verdiğini bilir.”

“Meyyitin yanında haykırıp, saçınızı başınızı yolmayın, ona eziyet edersiniz” uyarısı da, gene meyyitin sizi görüp hâlinizden üzüntü duymasından ileri gelir.

Ölüm denen madde bedeni kullanamama hâlini tatmış kişinin mezarda “ruh olarak” diri, aklı şuuru yerinde ve dışardan gelen hitapları algılar bir hâlde olduğunu bize en iyi idrak ettirecek olan BUHARÎ isimli hadis kitabında mevcut olan şu hadîs-î Rasûlullâh’a dikkat edelim:

“Talha radıyallâhu anh şöyle anlatmıştır:

Bedir savaşı günü Nebi (sallâllâhu aleyhi vesellem) Kureyş eşrafından 24 kişinin cesedlerinin bir araya kaldırılmasını emretti de bunlar Bedr kuyularından pis bir kuyuya atıldılar. Bu suretle pis kuyu yeni pislikleri toplamış oldu. Rasûlullâh düşman bir kavme galip gelince onun açık sahasında üç gün konaklamak âdeti idi.

Bedr savaşının üçüncü günü olunca da Rasûlullâh devesinin getirilmesini emretti. Yol ağırlığı deveye yüklenip bağlandı. Sonra Rasûlullâh yürüdü. Ashab da peşinden yürüdüler...

Bu arada birbirlerine, herhâlde Rasûlullâh bir hâcet için gidiyor, diye konuştular.

Nihayet, Rasûlullâh Efendimiz maktûllerin atıldığı kuyunun bir tarafında durdu ve onlara kendi ve babalarının adlarıyla seslendi:

− Yâ filan ibn-i filan, yâ Eba Cehil İbn-i Hişam, yâ Utbe İbn-i Rebia... Siz ALLÂH’a ve Rasûlüne inanıp itaat etseydiniz şimdi sevinir miydiniz?.. Ey maktûller!.. Biz, Rabbimizin vadetmiş olduğu zaferi gerçekten bulduk. Siz de Rabbinizin vadettiği zaferi gerçek üzere buldunuz mu?..

Bu hitap üzere Ömer (r.a.) sordu:

− Yâ Rasûlullâh... Hayatı olmayan cesedlere ne diye konuşursun?..

Rasûlullâh aleyhisselâm şöyle cevap verdi:

− Muhammed’in nefsi elinde olana yemin ederim ki, söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitmezsiniz!..”

Görüldüğü gibi, Buharî’de nakledilen bu olayda, Hz. Rasûlullâh (aleyhisselâm) büyük bir yanlış anlamayı tashih etmekte...

“İnsanlar, mezara ölmüş olarak konur ve sonra da onlar kıyamette dirilirler” şeklindeki gerçek dışı inanışı, bundan daha iyi düzeltecek bir hadis olamaz.

İnsanlar, aynen şu andaki kadar aklı, şuuru yerinde olarak mezarlara konurlar ve dışarıdan kendilerine yapılan hitapları dışardaymışcasına rahatça işitirler.

Üçüncü Halife Osman bin Affan (r.a.), bir mezar başında durduğu zaman, sakalını ıslatıncaya kadar ağlardı. Bu sebeple kendisine;

− Sen cenneti ve cehennemi anıyorsun, ağlamıyorsun da; bundan, yani kabir korkusundan dolayı ağlıyorsun, denildi...

Osman cevap verdi:

− Rasûlullâh’tan duydum ki...

“Muhakkak mezar, âhiret konaklarının ilkidir!.. Eğer kişi ondan kurtulursa, ondan sonrakilerden de kolay kurtulur. Şayet kişi ondan kurtulamazsa, ondan sonrakiler ondan şiddetli olur!..”

Sonra Osman (r.a.) şöyle devam etti; Rasûlullâh şöyle buyurdu...

“Mezar kadar KORKUNÇ hiçbir feci manzara görmedim!..”

İslâm’ın en önde gelen şehîdlerinden olup, Hz. Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) tarafından cesedi toprağa verilen Sa’d bin Muâz’ın kabri başında ise Rasûlullâh şöyle buyuruyordu:

“Şu seçkin kul ki, arş Onun için titremiş, gök kapıları açılmış ve binlerce melek yeryüzüne inmiştir. O bile mezarında öylesine sıkıldı ki, az kaldı kemikleri çatırdıyacaktı!.. Eğer kabir azabından ve ölüm sonrası sıkıntılarından kurtuluş olsaydı, bu önce Sa’de nasip olurdu!.. O, ulaştığı mertebe itibarıyla bu sıkıntılardan hemen çıkartıldı; hepsi o kadar!..”

Şimdi düşünelim... Kişi, mezarda “diri” yani “şuuru yerinde” olarak mevcut olmasa, böyle bir azap söz konusu olur mu hiç?..

Soruluyor Hz. Rasûlullâh’a...

− Yâ Rasûlullâh, müminlerin hangisi daha akıllı, şuurludur?..

− Ölümle başına geleceği en çok hatırlayan ve ölüm ötesi hayatı için en güzel şekilde hazırlananı... İşte onlar en akıllı- şuurlu olandır...

Gene bir başka ifadesinde şöyle buyuruyor:

“En şuurlu, ileri görüşlü insan odur ki, nefsini ilâhî hükümlere tâbi kılar, ölümden sonra yararını göreceği fiilleri yapar... Âciz de nefsinin arzularına tâbi olur, sonra da bir şeyler umar, ALLÂH’tan!..”

Gene Rasûlullâh’ın ashabından İbni Mes’ud, kabirde görülen azap hakkında:

− Mutlaka günahkâr olanlar, kabirlerinde azap olunurlar. Hatta hayvanlar onların seslerini işitir... dediğini Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem)’den işittim.

Ebu Said el Hudrî anlatıyor; Rasûlullâh (sallâllâhu aleyhi vesellem) buyurdu:

“İnkârcıya mezarında kendisini kıyamet gününe kadar sokup ısıran 99 ejderha musallat edilir. Eğer bunlardan bir tanesi yeryüzüne üflemiş olsa, hiçbir yeşil ot yeşermez!..”

İbn-i Ömer (radıyallâhu anh) anlatıyor... Rasûlullâh buyurdu:

“Sizden birisi ölünce, cennetlik olsun, cehennemlik olsun akşam sabah kendisine makâmı gösterilir. Burası yerindir. Kıyametteki bâ’sına kadar buradasın.”

What is death ? ÖLÜM NEDİR ? | Ecency