Kaç gündür belki de haftalardır hep yazmak, anlatmak istiyordum ama bir türlü sözlerim harflere dönüşemiyordu. İçimde bir kuyu vardı sanki ve hepsi orada toplanıyordu. Yüzeye çıkmak yerine derine hep daha derine doğru yol alıyordu. Böyle zamanlarda dışarıdan çok sakin ve dingin görünmeme rağmen içimde dalgalı bir denizin ruh hâlini taşıyorum.
Alışkınım bu durumlara, arada olur çocukluğumdan beri. Her şeyden uzaklaşma ve bir kaçış hâli. Sıkılmışlık mı boş vermişlik mi bilemiyorum.
Böyle anlarda film ve dizi izlemek kurtarıcı olabiliyor. Genelde dizileri tercih ediyorum. Film seçerken onlarca ve yüzlerce alternatifin arasında bir o yana bir bu yana yalpalamak hoşuma gitmiyor. Sadece fragmanları izleyip konusuna göz gezdirmek bile film süresini geçebiliyor. Sonunda sıkılmak ve kapanış.
İşte o günlerdeki kurtarıcım, Ricky Gervais'in yazıp yönettiği After Life dizisiydi benim için. Dizinin başrolünü, sunuculuk yaptığı Oscar Töreni konuşmalarından tanıyordum sadece. İlk başlarda "neyin içine düştüm ben" hissini verse de ilerledikçe hikâyenin tam ortasında buldum kendimi. Öyle sıradandı ki.. Tekdüzelik ayıplanıyormuş gibi acayip şeylerin önümüze film / dizi olarak geldiği günümüzde, böyle bir hayata ortak olma hissi harika gelmişti bana. Sanki adamın hemen yanı başındaydım ve sessizce izliyordum. Yapay değildi hiçbir şey. Acısını da öfkesini de olması gerektiği gibi yaşıyordu. Mekân da göz yormuyordu, yalındı tıpkı insanları gibi ve hatta sevilesi. İlaç gibi gelmişti bana. Keşke daha uzun olabilseydi. Biraz unutunca tekrar izleyeceğim, kendimi hazır hissettiğimde.
Sadece başrol oyuncusundan değil iyi kötü her karakterden benzerlik bulabiliyorsun kendinde. Küçük bir yerde sıradan hayatlar yaşayan insanların yalnızlıkları ve yaraları ne kadar büyük aslında. Onlara kulak vermeye başlayınca insan kendi sesini daha iyi duyuyor sanki.
Hayata farklı pencerelerden bakmanızı sağlayan, kendi çevrenizden başınızı kaldırıp etraftaki yaşananları da görmenizi isteyen bir dizi. Sanki sokakta yürürken bilmediğiniz evlerde yaşananları tahmin etmeye çalışırken birden karşınızda bulmak gibi.
Bir dakika önce kahkahayla gülerken sonrasında o gülüş yerini acıya sonra da gözyaşına bırakıyor. O hâlde de bırakmaya kıyamıyor sizi, tebessüm edeceğiniz bir sahneyle merhaba diyor tekrardan.
Bir bölümünde o kadar çok ağlamıştım ki dizi bitip de televizyonu kapattıktan sonra da devam etti bu hâl. Sonra ne için ağladığımı düşündüğümde bir cevap bulamamıştım ama inanılmaz rahatlatmıştı beni bu. Kendi hâlime güldüm. Zaten ağladıktan sonra gülmek ve gülerken gözümden yaş gelmesi garip hâllerimden birkaçı. Bir de sinirliyken gülmeyi de ekleyebiliriz buna.🙊
Hayata, sevgiye, sevdiğini kaybetme duygusuna, yas sürecine, insan olmaya ve insan kalmaya, insanlığa, dostluğa, hâlden anlamaya, vefaya dair çok şey barındırır içinde. Sevmenin, sevmeye değer birinin hayatında olmasının ne denli bir lütuf olduğunu her an her dakika hatırlatır.
Bir şey olunca hemen ona anlatmak için koşuyorum, sonra hatırlıyorum ki o artık yok. Paylaşmayınca her şeyin kıymeti azalıyor. *
Onsuz her yerde olmaktansa onunla bir hiçlikte olmayı tercih ederim. *
Sevdiğin kişiyi kaybettikten sonra onun dokunduğu eşyalarla göz göze gelmek, aynı mekânlarda bulunmak, fotoğraflarını ve hatta video kayıtlarını izlemek, ansızın önüne çıkan bir objeye dakikalarca bakmak ve onun yokluğunu tekrar tekrar yaşamak çok zor. Tony karakterinin eşi Lisa'yı yitirdikden sonra onun hayaliyle yaşamaya çalışırken, kendisinin de yavaş yavaş silinip gittiğini öyle güzel anlatmış ki. Hayata devam edebilmesi için kendi içinde yaşadığı çatışmalarını, etrafındaki insanlarla diyaloglarını aşırıya kaçmadan ajite etmeden gerçekmişcesine gözler önüne seriyordu.
Yakın zamanda kuzenimizi kaybettikten sonra onunla ilgili çok şey konuşuldu ama en çok annesinin sarf ettiği şu sözler yankılandı kulaklarımda: "Keşke daha fazla zaman geçirseydik, mesafeler ve uzak yollar ayırmasaydı bizi.."
Dün kitaplığımdaki ona ait olan bir kitabı elime aldım, ona dokundum, sevdim; oymuşcasına. İlk sayfasındaki ismine ve not düştüğü tarihe baktım. Keşke hâlâ orada bir yerlerde var olsaydı..
Liseyi ve üniversiteyi başka şehirlerde okuduğu için ayrı kalmıştı küçük yaşta. İş hayatı da uzak bir yerde olunca pek fazla bir arada olamamıştık. İnsan genç yaşta olunca daha fazla zamanı olduğunu sanıyor ama bilemiyoruz belki de bir an sonrasında yokuz. Güzel anılar biriktirmek ve kıymetini bilmek iki önemli nokta..
Günün birinde son yemeğini yiyip son çiçeğini koklayıp bir arkadaşına son kez sarılacaksın. Son kez olduğundan haberin olmayacak. O yüzden sevdiğin her şeyi tutkuyla yapmalı, kalan yıllarının kıymetini bilmelisin. Çünkü devamı yok..*
Zaten hepimiz anılardan ibaretiz. *
After Life'ta banktaki sohbet sahneleri en sevdiklerimdendi. Forrest Gump'tan sonra bu hissi ara ara yaşıyordum. Bir yabancıyla her şeyi konuşabilmek, yadırganmamak, çıkarsız olarak tamamen gerçek düşünceleri duyabilmek, ona güvenmek paha biçilemez.
Aslında öyle birini tanıyorum. Birbirini hiç görmeden, kim olduğunu bilmeden, sesini duymadan, isimler-yaşlar-meslekler gibi dünyevi kimliklerden sıyrılıp sadece kelimelerden ibaret bir dostluğun var olabildiğine inanıyorum. Bankta oturup karşısındakinin zihninde yeni ufuklar açan Anne karakterinin görünmeyen hali gibi.
Çevredeki kişilerin bazı çıkarları nispetinde kişiyi manipüle ederek yanlışa yanlış diyememeleri veya doğruya yanlış demeleri çok olası bir durum. Ama tamamen bunlardan azade bir kişinin, söyledikleri ve akıl yürütmesi daha mantıklı geliyor.
Şimdi insanları kırmamak adına tamamen sahte gülücükler balonu içinde yaşıyormuşuz gibi geliyor bana. 'Yazdığın şiir olmamış, çektiğin dizideki oyunculuğun role uygun değil, yazmak için yazmışsın, o eski şarkılarının ruhu yok bu albümünde' diyememek sürekli bir vasatlığın içine çekiliyormuş hissi veriyor. 'Çok okunan ünlü yazarın son kitabı okurlarca beğenilmedi.' demek ayıplanır hâle geldi. Eminim ki bilinmeyen bir isimle göndermiş olsaydı dosyasını, kabul edilmeyecekti. Yıllarca abonesi olduğumuz dergilerdeki köşeleri kapmış olan yazarlar, artık anlatacak bir şeylerinin kalmadığının ne zaman farkına varacaklar acaba? İnsanlar benim gibi okumayı bıraktığında ve belki de kağıt fiyatlarındaki dalgalanmadan ötürü derginin kapısına kilit vurduklarında. Yine de anlayacaklarını sanmıyorum ya neyse.
Tony Johnson karakterinin, insanlar hakkındaki düşüncelerini sansürlemeden direkt yüzlerine söylemesi ve karşısındaki kişinin bunu doğal karşılaması müthiş bir şey değil mi? Ben yapamazdım böylesini ama öyle olmak isterdim. Karşımdaki kişi 'aman üzülmesin incinmesin' diye ince düşündüğümde aslında kendime haksızlık ettiğimi fark ettim biraz geç olsa da. Yine de değişemiyorum, biliyorum ama uğraşmak istemiyorum galiba..
Aslında bambaşka şeyler anlatmak istemiştim hatta defterime de öyle yazmıştım ama ne oldu bilmiyorum bir kırılma ânı yaşadım sanırım ve telefonda bunları arka arkaya yazıvermişim. 🤷♀️
Bazen biz plan yapsak da hayat önümüze bambaşka yollar çıkarıyor buna engel olamıyoruz.
Hiçbir şeyi değiştirmezdim. Geri dönüp bir şeyi değiştirirsem belki o kötü şeyin beni ulaştırdığı iyi şeyleri de kaybederdim. *
Okuyan herkese teşekkür ediyorum, her şey mutlu ve umut dolu olur umarım. ☘
Mutluluk harika bir şey. O kadar harika bir şey ki o mutluluğun senin olup olmaması önemli değil.*
İyi insanlar başkaları için iyi şeyler yaparlar. Hepsi bu. *
* After Life (2019-2022)