Ortaçağda Avrupa'da, feodalite hakimdi. Kavimler göçü sebebiyle sarsılmış olan İlkçağdaki köleci düzen yerine feodal beylikler başlamıştı. Feodalitede toprak sahipleri senyor veya suzeren, çalışanlar ise vassal veya serf olarak adlandırılırdı. Bu düzen, ilkçağdaki kölelik sisteminin ortaçağdaki şekliydi, çünkü feodalite de eşitsizlik demekti. İşçilerin herhangi bir hakkı yoktu. Her senyora ait ayrı kurallar vardı. Soylu olmak aileden geçen bir haktı. Devlet idaresini ve askeri işleri soylular yapardı.
Hristiyanlık örgütlü bir yapılanma olduğu için, kısa zamanda tüm Avrupa'ya yayılmıştı. Kilisenin cennet vaat etme ve dinden çıkarma yetkisi vardı. Dinden çıkarma yani aforoz, herhangi bir ülkenin tamamı için de geçerli olabiliyordu. Katolik Kilisesinin, dini haklar haricinde dünyevi hakları da vardı. Din adamlarının etkileri ve yetkileri çok geniş haklara sahipti. Papalar krallara taç giydirirdi, aforoz yetkisi sadece onlardaydı, ayrıca haçlı seferi düzenlenmesine karar verebiliyorlardı. Kiliseye ait topraklar da çok genişti.
Düşünceyle ilgili de sadece kilisenin kuralları geçerliydi ve kimse bunlara aykırı düşemezdi. Dogmatizm bu düşünce tarzının adıdır. Katolik Kilisesinin siyasi ve dini üstünlüüğünün korunabilmesi için, Ortodoks Kilisesinin nüfuzu ve varlığı kırılmalıydı. Bu yüzden Avrupa'da mezhep savaşı sürekli mevcuttu.
Ortaçağ'daki Avrupa'nın en önemli siyasi güçlerinden biri Frannk İmparatorluğuydu. Bu imparatorlukta Karojenj ve Merovenj krallıkları mevcuttu. Karolenjler zayıflayınca iç çatışma yaygınlaştı. Verdün Antlasması sonucu Frank İmparatorluğu yıkıldı. Fransa, İtalya ve Almanya'nın temelleri oluştu. Roma Germen İmparatorluğu ortaya çıktı. Bu devletteki hükümdar, papanın elinden taç giyerdi. Onlara otoriteyi veren makam Papalardı. İmparatorluğun sınırlarında çeşitli feodal beylikler mevcuttu.