Bugün öyle uzun bir gün gibi geldi ki, durup düşündüğümde her şeyin tek bir güne sığmış olması şaşırtıcı geliyor. Bugün farkına vardım ki bir şeyler yazmayalı da çok uzun zaman olmuş. Yazmak unutmaktır, demiş yazar. Unutmanın zor olduğu durumlarda yazmayı denemeli. Bahse konu "yazmak" olunca aklıma tanıdık bir sahne geliyor. Düşünseli! :-)
Tıpkı asanın ucundan çıkan anılar gibi - hani upuzun, parlak anılar- işte tıpkı öyle çıkar kalemin ucundan düşünceler, üzüntü, öfke, özlem... Aklınıza ne gelirse. İşte böyle sihirli bir şey aslında; yazmak...
Bazen sadece yazmak rahatlatır insanı. Bazen sadece ne düşündüğümüzü görmek isteriz, üçüncü bir gözün gördüğü gibi. Yargılarız kendimizi, yazdıklarımızla. En acımasız yargıç kendimiz oluruz. Bazen sadece kağıt ve kalemle konuşmak ister insan. En sadık dinleyicidir çoğu kez onlar. Düşündüklerinden, hissettiklerinden ötürü yargılamaz seni, kendini kötü hissettirmez. İçini dökersin her bir harfle. Ne hissediyorsan yazarsın. Kısacası, sihirli bir asamız henüz olmasa da, bir adet kalem ve kağıtla da harika işler çıkarabiliriz!
"Bunun yanı sıra edebiyat, hayatı görmezden gelmenin de en hoş yoludur." İşte en sevdiğim noktaya geldik. Bazen insan öyle bir hâlde olur ki yazmak bile içinden gelmez. Bir köşeye kıvrılıp saatlerce okumak, kaybolmak ister. Hayatı görmezden gelmek böyle bir şey mi acaba? Tek bir hayatı yaşamaktansa, her bir kitapla farklı bir yaşama merhaba demek... Elinize aldığınız bir kitabın sizlere hangi kapıları açacağını nerden bilebilirsiniz? Bu konuyu düşünürken aklıma Narnia Günlükleri geldi. Evdeki dolabın içinden Narnia ülkesine geçiş yapar gibi bambaşka bir dünyaya geçiş yaparsınız okurken.
Birçok karakter sizinle hayat bulur. Kimse sizi rahatsız etmesin istersiniz okurken. Ruhunuz bambaşka mekânlarda bambaşka bir hayatı yaşar. Sadece oturduğunuz yerden yaparsınız bunları.
Bu yazıyı yazdıktan sonra Harry Potter ve Narnia Günlükleri'ni yeniden izlemek şart oldu. :-) Okuyan herkese çok teşekkür ederim.