Herkese merhaba.
Nasılsınız? Umarım herkes iyidir.
Ben bugünlerde yine kendimle yüzleşiyorum, iyiyim ve burada bir şeyler yazmak bana iyi geliyor. Bu yazıyı Şubat ayının ilk günlerinde yazmaya başlıyorum ve kim bilir ne zaman yayınlayacağım. Belki haftalar sonra... Belki de çok beklemem ve aklıma geldikçe bir şeyler yazdığım bu garip yazıyı yayınlarım. Bazen ne yapsam da çok bekleyemiyorum. Çünkü hayat geç kalınmışlıkları affetmiyor. Ve biz her gün farkında olmadan daha çok geç kalıyoruz. Kimilerimiz kendi sanrıları ve izole dünyalarından çıkana kadar yılların geçtiğini fark etmiyor, yaşlandığımızı fark etmiyoruz.
Hem kendimle hem de kafamdaki insanlarla yüzleşiyorum. Evet, o insanların nasıl insanlar olmasını istediğimiz için kafamızda kurduğumuz hayallerimizden bahsediyorum. Aslında o insan senin kafandaki insan değil biliyor musun? Ama yine kendinden ödün verdin. Sadece gerçek hayatta nasıl biri olduğunu bilmediğin bir insan için hem de. Gerçek yüzünü gördüğün zaman hayatın aslında sana neler yaptığını anladığın bir insan için. Ne yazık ki bazen hayatın bize bir asırda veremeyeceği zararı insanlar birkaç yılda verir. Kendinden ödün vermek hiçbir zaman bu kadar kötü olmamıştı. Her zaman kötüydü ama şunu biliyorum ki bu yazıyı paylaştıktan sonra çok daha iyi hissedeceğim. Çünkü ne zaman burada bir şeyler yazsam ve paylaşsam çok daha iyi oluyorum.
Şimdi seni çok daha iyi anlıyorum Sudefteri biliyor musun? Ve Damla. Bu denli bir hayal kırıklığına uğrayınca uyumaya çalışırken yastığa akan gözyaşlarını durdurmak imkansız ya hani. Ve o düşünce seli, hatayı kendinde aramakla başladığımız hata. Zaten en başta hata yapmamış mıydık? En başta insanları olduğu gibi kabul etmemiz gerekmiyor muydu? Ama bazen bir insanı olduğu gibi kabul edince bile sanki bunu yapmamışsın gibi daha büyük sorunlarla karşılaşıyorsun. İnsanlar ilişkiler ne kadar da karmaşık değil mi ya? İnsanları anlamak çok zor ama bir anda geri dönülemez bir şekilde ve tamamen insanlara olan güvenini kaybetmek de çok kolay, benim için... Kaybediyor muyum? Evet...
Şimdi günler geçiyor. Bazen garip bir şekilde hayatın tamamen bize karşı olduğunu düşünüyorum. Yani ne yapmak istersek isteyelim yine de bazen engellerle karşılaşırız ve bu engelleri kaldırıp yola devam etmenin imkansız olduğunu düşünürüz. Ama yola devam etmek ya da engelsiz bir yol bulmak ne zaman düşündüğümüz kadar kolay oldu ki zaten? Engelsiz hayat sanırım kötülüğün olmadığı ve sırf bu yüzden iyiliğin değerini bilmediğimiz ve belki de hiçbir zaman bilemeyeceğimiz bir dünya gibi olurdu bence. O yüzden sanırım takıldığımız engellerin değerini bilmemiz gerekiyor. Çünkü daha iyi hissetmenin iyi yöntemlerinden birisi kötü hissettiğimiz günleri düşünmek ve bir şeyleri düzeltmeye başlamak.
Şubat' ın ilk günlerinde yazmaya başladığım bu yazıdan sonra hem hayatımda hem de Dünyada çok fazla şey değişti. Çok büyük ve yıkıcı bir deprem yaşandı Türkiye' de. Herkes için sabır diliyorum ve hepimizin başı sağ olsun. Keşke büyük bir mucize olsa da bazı doğal afetleri tamamen yok edebilsek. Ama ne yazık ki bu tamamen imkansız. O yüzden önümüze çıkan bu engelleri yok etmeye çalışmak yerine kabullenip yola devam etmeliyiz ve bu yola devam ederken nasıl daha iyi olacağımızı düşünmeliyiz.
Bende de bir şeyler değişti. Depremden sonra korkmaya ve kötü hissetmeye başladım. O günlerde havalar fırtınalıydı ve çok soğuktu. O kasvetli ve kapalı havalar benim çok daha kötü ve yalnız hissetmeme sebep olmuştu. Ama o günlerde unuttuğum bir şey vardı. Bütün zor ve kötü günler geçer. Sadece kendimize zarar vermemek ve daha iyi hissetmeye çalışmak gerekiyor. Yoksa bu garip hayatta çaresizlik katsayımız o kadar çok artıyor ki...
Şubat' ın başından beridir hem deprem hem de kişisel sorunlarım yüzünden kötü hissederken bugünlerde biraz daha iyi hissediyorum. Bugün depremin ikinci ayı. Umarım her şey çok daha güzel olur!