Maaş Zammı

image.png

Günlerdir aralıksız yağan yağmur şiddetini artırdığı için eve gelirken sırılsıklam olmuştum. Beni kapıda karşılayan Pelin, “Kıyafetlerini dışarıda çıkar,” dedi. Sıçan gibi ıslanmış olmam umurunda değildi. Bu kız beni sevmiyor muydu acaba?

“Pantolonumu da mı?”

“Temizlik robotunu daha yeni çalıştırdım.”

Montumla birlikte pantolonumu da kapının önünde çıkardım. Bereket; komşular o halimi görmedi. Bu şimdi normal bir davranış mıydı? Madem beni sevmiyordu, o zaman neden evlenmeyi planlıyorduk?

“Neden orada dikiliyorsun, giysilerini banyoya götürsene!” dedi Pelin. Giysileri elimden alıp banyoya götürme zahmetine katlansaydı ne hoş bir jest olurdu! İç çamaşırlarımla banyoya doğru ilerlerken “Kapsül motosiklet almak istiyorum,” dedim.

“Daha düğün parasını denkleştiremedik,” diye cevap verdi.

Onu ikna etmek için kapsül motosikletin üstün özelliklerini anlatmaya giriştim, ilgileniyormuş gibi bile yapmadı. Hemen konuyu değiştirerek “Senin maaş artışı ne oldu?” diye sordu.

“Resti çekmek üzereyim, işsiz kalırsam bana bakarsın, değil mi?”

“Ben kendime zor bakıyorum.”

Başkalarının sevgilileri böyle durumlarda yalancıktan da olsa “Tabii ki hayatım!” diyordu. Pelin’in beni sevmediği açıktı, benimle neden evlenmek istediğini anlayamıyordum. Ailesi bizimkilerden zengindi ve benden daha iyi kazanıyordu. Onun yerinde olsam gerçi ben de kendimle evlenirdim, bacaklarım maşallah sütun gibiydi.

Tam eşofmanımın altını giyip salona dönmüştüm ki dışarıdan, bomba patlamış gibi bir ses geldi. Yer yarılmış ya da gök ikiye ayrılmış olabilirdi. Çok geçmeden evimizin salonu bembeyaz bir ışıkla doldu.

“Yıldırımın önce ışığı sonra sesi gelmiyor muydu?” dedi Pelin gayet sakin bir ses tonuyla.

Camları zangırdatan, yeri titreten böylesi bir ses karşısında bu kadar sakin kalabilmesi ilginçti. Özel olarak beni sevmemesi gibi bir durum yoktu belli ki, ameliyatla duygularını aldırmış olabilirdi.

Çok geçmeden gökyüzünden, ceviz büyüklüğünde dolu taneleri yağmaya başladı. Dolu arabaların ön camlarını patlatıp kaportalarını Ay’ın yüzeyine benzetirken Pelin pür dikkat televizyondaki diziyi izliyordu.

Şakayla karışık “Korkuyorum Pelin, bana sarılır mısın?” dedim. Gazı çıkarılacak bir bebekmişim gibi sırtımı sıvazladı.

Dolu yağışı kesilmiş olsa da gök gürültüsü ve sağanak, sabaha kadar devam etti. Pelin uyku arasında, yıldırımın sesinin neden ışığından önce geldiğini sordu. Pelin Özsoylu kanunlarına göre; evlenmeden önce aynı yatakta yatmak caiz olmadığından koltukta uyuyordum. Kendisine cevap vermedim, zira benim de kendime göre kurallarım vardı.

Sabah ortalık bir parça sakinleşmiş gibiydi; gökyüzü yine kapalıydı ve yağmur yağıyordu, ama en azından gök gürültüsü yoktu. Evden Pelin’le birlikte çıktık, hanımefendi işe gitmek için hava taksisi çağırdı. Taksiye binerken “Dün patronla sıkı bir pazarlık yaptım, maaşıma zam yapabilirler,” dedi. Pelin konforundan zerre taviz vermediği halde, kapsül motosiklete sıra geldiğinde düğün masraflarını bahane ediyordu. O kapsül motosikleti alacaktım, Pelin buna engel olamazdı.

Yolda, üstü açık motosikletimle süpersonik arabaların arasından slalom yaparak geçerken yağmur yeniden sağanağa dönüştü. Amerikan futbolu topuna benzeyen kapsül motosikletleri içinde, millet hiç ıslanmadan seyahat ediyordu. Bense ıslanmış bir sıçan gibi titreyerek yol alıyordum. Kaskımın üzerine kocaman bir kurbağa düştü, ikincisi montumdan sekerek yanımdaki elektrikli otomobilin tavanına kondu. Motosikletimi yolun kenarındaki bir tentenin altına çekip büyümüş gözlerle olup biteni izlemeye başladım. Yağmurla birlikte gökten sadece kurbağa değil salyangoz da yağıyordu.

Yanıma park eden diğer bir motosikletli, “Tam da bugün patrondan zam isteyecektim, şansa bak!” dedi.

Herkes maaş zammıyla kafayı bozduğu için Tanrı bizi cezalandırıyor olmalıydı. Kurbağa ve salyangozlar, artık yol üzerinde ince bir tabaka oluşturmuşlardı. Kurbağalar şaşkınlık içinde sağa sola zıplıyor, millet akıllı telefonlarıyla bu tarihi olayı kaydetmeye çalışıyordu. Üzerime doğru sıçrayan kurbağaya voleyi çakacağım sırada tüm salyangoz ve kurbağalar ortadan kayboldu.

Yanımdaki çocuğa, “Kurbağaları sen de gördün, değil mi?” diye sordum.

“Evet, böyle bir ortamda yüzde otuz zam az bile!” dedi çocuk.

Millet kurbağa ve salyangoz yağışının kesildiğine emin olunca trafik yeniden hareketlendi. Günlerdir aralıksız yağan yağmur yüzünden motosikletimin selesinde otlar bitmiş. Otları birer birer ayıklayarak yoluma devam ettim.

İşyerindeki masama yeni oturmuştum ki Eda, iki elinde iki kahve fincanıyla yanıma geldi.

“Fındık aromalı kahve getirdim, kek de var.”

“Böyle jestlere alışık değilim. Her an ağlayabilirim.”

Çantasından çıkardığı çikolatalı keki önüme koyarken “Tarabya’ya kurbağa ve salyangoz yağmış, dedem bunun kıyamet alameti olduğunu söyledi,” dedi.

“Sonra birden ortadan kayboldular,” dedim.

“Bir daha olmaz herhalde. Sana bir şey sorabilir miyim?”

“Bunu hak ettin!” dedim, ne soracağını merak ederek.

“Yüzde sekiz maaş zammını kabul etsem mi? Geçen hafta bir iş görüşmesi yaptım, maaşımın yüzde yirmi fazlasını teklif ettiler.”

“Kabul et, ama patrona yüksek bir teklif aldığını sezdir, zam oranını değiştirmese bile sonraki dönemde dikkate alır,” dedim.

Söylediklerim aklına yatmıştı galiba, “Yazılımcıların kafası farklı çalışıyor,” dedi.

Kafam o kadar çalışsa bir kapsül motosikletim olurdu. Ayrıca nazımı çeken bir sevgilim olurdu. Ne yazık ki bende ikisi de yoktu.

Öğlene doğru, maaşıma yapılacak zammı tahmin etmeye çalışırken Batu “Yok artık, bu ne?” diye bağırdı. Çevresinde oturanlar yerlerinden fırlayıp Batu’nun başında toplandı.

Batu ekrandaki fotoğrafları göstererek “Taksim meydanına balina ölüsü düşmüş,” dedi. Galiba bu bir ispermeçet balinasıydı.

“Oraya nasıl gelmiş ki?” diye sordu Eda.

“Fatih karadan yürüterek getirmiş, birazdan Haliç’e indirecekmiş,” dedim.

Balinanın düştüğü anı gösteren görüntüyü izlemekle meşgul oldukları için kimse esprimi dikkate almadı. Batu, ekrana bir internet televizyonunun yaptığı canlı yayın görüntüsünü yansıttı. Büyük bir kalabalık balinanın çevresinde toplanmış, ellerinde rengarenk şemsiyelerle olup biteni izliyordu.

Akşam eve dönerken Büyükdere Caddesi üzerinde trafik sakindi. Yağmurun şiddeti azalmış ve ortalığa tekinsiz bir sükûnet hali hâkim olmuştu. Gökyüzünü kaplayan kara bulutlar yüzünden hava erkenden kararmıştı. Önce dondurucu bir rüzgâr esmeye başladı ve ardından yolun kıyısına kocaman bir buz parçası düştü. ‘Oğlum Metin, bu sefer iş ciddi,’ dedim kendi kendime. Şiddetlenen rüzgârın getirdiği soğuk hava yüzünden titremeye başladım, galiba donmak üzereydim, dişlerim birbirine çarpıyordu. Gökyüzünden her biri birer bıçak gibi keskin buz parçaları, bir sağanak halinde dökülmeye başladı. Ölümümün yakın olduğunu hissettiğim o anda bir aydınlanma yaşadım. Pelin beni seviyordu aslında, sadece karakteri bunu ifade etmeye uygun değildi. Gökten düşen jilet gibi keskin buz parçalarından birkaçı vücuduma saplandı ve dünya üzerindeki varlığım son bulurken önümde uzanan yol, pikseller halinde dağılarak yok oldu.

**

Mergen Danışmanlık kurucu ortağı Serkan mahcup bir biçimde, “Sistemin, Metin İzsüren için oluşturduğu log kayıtlarını izlediniz,” dedi.

Demirkol Holding insan kaynakları direktörü Bora, “Bu sıkıntı başımıza ilk defa gelse kalkıp buraya gelmezdim. Bu sene yaşadığımız üçüncü kesinti bu,” diye cevap verdi. Tam da maaş artış dönemine denk gelen bu kesinti canını sıkmıştı, bu simülasyonu kullanarak üç bini aşkın çalışan için maaş zammı kararı veriyorlardı.

Demirkol Holding önemli bir müşteriydi, Serkan bu yüzden toplantıya Almanya’daki ana şirketten de katılım olmasını sağlamıştı. Sözü toplantıya holo-konferans yoluyla katılan Marc Klaas’a verdi. Marc Klaas, Bora’nın anlamadığı bir sürü teknik açıklama eşliğinde, hatanın yerel yazılımcılardan kaynaklandığını ve sorunu çözmek için yoğun gayret sarf ettiklerini söyledi.

Serkan, kendisini bir açıklama yapmak zorunda hissetti: “Simülasyonun işletilmesinden sorumlu, İsmail adında bir arkadaşımız vardı. Beklediği maaş zammını alamayınca simülasyona Weather Events adında bir kod bloğu eklemiş. Weather Events, bilgisayar oyunları için ekstrem hava olayları yaratan bir yazılım paketi. Bu kod bloğunu simülasyona ekleyen arkadaşımızla yollarımızı ayırdık.”

“Mikail’e bak sen! Ne işler açtı başımıza…” dedi Bora.

“Mikail değil efendim, İsmail. Simülasyonla artık başka bir arkadaşımız ilgileniyor. Az önce bana sistemin çok yakında işlemeye başlayacağını bildirdi. Bu arada, bu yıl yaptığınız ödemelerin yüzde ellisini şirketinize iade edeceğiz.” dedi Serkan.

Görsel Kaynağı: pixabay.com

H2
H3
H4
3 columns
2 columns
1 column
1 Comment