TOPLUMLA ANLAŞAMAMAK

img_0.5127350742757181.jpg

Toplumla anlaşmak çok hoş... Anlaşmamak ise: çok kötü... Yazarlık kompleksine kapılamadan toplumla anlaşmayı da ertelemeyerek kendini tartmak ve ölçüp biçmek çok zor. Yazarlık kırk yıldan fazla oldu ama neresindeyim bilmiyorum doğrusu. İlk yazı ile son yazı arasındaki mesafeyi ve gelişmeyi nasıl ölçeceğim ve nasıl tartacağım? Kabul görmediğim toplum ölçmese kim ölçecek? Çocukluk dönemim çok çabuk geçmiş ve zaten hiçbir hatırası da saklı kalmamış bende. Çocukluk dönemim sisli bulutlar gibi birikmesiyle kayboluşu bir olmuştu doğrusu. Geç başlayan okulla kendimi herhangi bir komplekse kaptırmadan yerimi belirlemek tabi ki zordu. Ama zor da olsa çalışma isteğim hoş olan umutlarımı artırıyordu. Kitaplarla tanışmam o yıllara rastlar. Dede Korkut hikayeleriyle başlayan okuma sevdası gittikçe kendini artırıyordu. Hayatımda iki sevinç vardı. Birincisi yabancı dil öğrenmem diğeri kitaplara karşı olan istekli arzularım. Kaldı ki kendini ararken, kendini kaybetme korkusu da vardı. Çünkü yabancı ülkelere eğitim için gidenler göçmen kuşlar gibi dönmüyorlardı. Eğitim gördüğü ülkelerin kılıç kalkanıyla kuşanarak dönüyorlardı. Bir başkası olmak kendi ülkesinin menfaatlerini silivermekti. Çok şükür tam tersiyle karşılaşmam ve kendimi kaybetmem özümle mükafatım kalıyordu. Ülkemi seviyor ve topraklarıyla beslenirken, toprağının çamuruyla şekillenmiş oluyordum. Ama ülkem...

img_0.9253327609974465.jpg
Kendi ülkemde kendi devletim tarafından hiç hak etmediğim hayatı istenmeyen kaderimde yaşamak zorunda kaldım. 1980 inkılabı sonrası ülkeme dönüş yapmıştım. İnkılabın ağır şartlarıyla beraber boş geçen günler, korku, endişe ve çile omuzlarıma ağırlık olmaktaydı. Günün şartlarında mutlak gerçeği ve mutlak adaleti düşünen herkes için hayat ıstıraptı. Aklın sesi ve sağduyu namlu ve zorbalarla aciz bırakılmaktaydı. Çünkü inkılabın eli silahlı askerlerinin çılgın kahkaha ve işkenceleriyle bizler kör topal ilerleyen kafile olmaktaydık. Benim memleket haksızlıklarıyla kötü durumdaydı. Memleketimin kötü durumu beynime yapışıp kalıyordu adeta… Rahatsız idim. Sahte inkılap ve devrimcilerden rahatsız idim. Benim gibi rahatsız olanlar onlardan ne kadar tiksinti duysa haklıydı. Çünkü bu inkılapçılar işkence ve zorbalıklarıyla sahte Atatürkçü görünmekteydi... İlim ve kültür yoksulu iken sadece Atatürk’ün sloganlarıyla Kemalist olmuştular. Kuru kuruya sloganlarla beslenip kafa da boş iken, ilim yoksuluydular... Atatürkçülüğü ezberledikleri sloganlarda kullanırken, maneviyata da ihtiyaçları kalmıyordu. Ata adı altında ülkenin nimetlerine sahiplenirken, haklılık payını da kendilerine kazandırmış oluyorlardı. Ve Atatürkçülük adına ülkenin nimetlerini ömürleri boyunca kendilerine hep kazanılmış bir hak olarak gördüler. Ve gördüklerini tıka basa atıştırırken hep aç kurtlar oldular. Gördüğümüz acımasız birer inkılapçı olmuştular artık. Adeta her gün biraz daha kaba kuvvete sahiplenmek için gayret harcarken kalpleri acımasız ve yırtıcı bir zafer vehmiyle kabarmaktaydı. Şimdi de yeni Müslüman aydınlarının ihanetiyle karşı karşıyayız. Yeni aydınlara göre, Atatürkçülük kirlenmiştir. Eskiyi yeniyle çarpıtıp kirleten bir zümre bunlar... Eski cumhuriyet kültürünü beğenmeyen yeni Müslümanlar yeni kültür ve yeni değişim adına yeni bir kafile olurken, bu defa kendileri bilgi dünyasını yeni yasaklar ağını kuşatmaktaydı... Sanki doğruluk sadece onların imtiyazı... İmtiyaz sahibi ama bu yeni dostların(!) hiçbir çizgileri yok. Efendiler güya Müslüman’dır. Ama her şehrin en muhteşem semtlerinde otururlar ve tatil köylerinde de yazlıklarıyla gemi filoları vardır. Açıkçası sahte mutluluklarında da misyonerler gülümserdi. Misyonerlerin emirlerini uygularken başı boşluğu ve boş vermişliği bu memlekete oturtacaklarının farkında bile değillerdi.

img_0.6837516625804996.jpg

H2
H3
H4
3 columns
2 columns
1 column
1 Comment