Gözlerini Kullanmadan Gören Adam | Şeker Henry'nin İnanılmaz Öyküsü / Roald Dahl

Herkese merhaba. 🙋‍♀️

Nasılsınız umarım iyisinizdir. Ben de iyi sayılırım. Bu aralar inanılmaz şekilde okuma isteği var içimde. Bir çırpıda sayfaları deviriyorum ama yine gözlerim buna pek el vermeyecek galiba. Hemen sulanıp acıyor. Bu hâl devam ettikçe daha da okumak istiyorum inatla. Sonra kazanan ben olmuyorum tabii ki ve bu kez de bir şeyler izleyerek o açığı kapatmaya çalışıyorum. Seyrettiğim film ve diziler yeni kitapların yolunu açıyor ve onların asıllarını okuyarak gerçek hikâyeyi öğrenmeye çabalıyorum. Bu böylece kısır bir döngü haline geldi sanırım. 🤷‍♀️

20231013_110521.jpg
Kaynak

Bu kadar iç döktükten sonra benim bu satırları yazma sebebime gelirsek; Netflix'te birkaç gün önce gösterime giren ve yönetmen Wes Anderson tarafından aslına sadık kalınarak uyarlanan bir Roald Dahl filmi. İsmi, Şeker Henry'nin İnanılmaz Öyküsü.

39 dakikalık bu kısa filme aslında sesli kitap da diyebiliriz. Hayır, görüntülü sesli kitap bu işin tam tanımı olsa gerek; bir filmden ziyade tiyatro sahnesi gibi. Ekrandaki oyuncular rolünü oynarken sanki elindeki bir kitabın sayfalarını okuyormuş gibi. Bir yandan da arkalarındaki sahne dekorları hızlıca hareket ettiriliyor. Yüzleri bize dönük olması ve olayı canlandırma biçimleri harika.

Film bittikten sonra şöyle bir aydınlanma yaşadım. Aynı isimde bir kitap almıştım geçen yıllarda ve henüz okuma fırsatım olmamıştı. Hemen kütüphânemdeki ilgili rafı buldum ve bingo. 🙆‍♀️
Kitap ellerimin arasındaydı. Hazine bulmuşcasına sevindiğimi söyleyebilirim. İçinde sekiz öykü vardı. Onlardan sonra bahsedeceğim.

20231013_101807.jpg

Bu kadar girizgâhtan sonra konuyu, sürprizi bozmayacak ve tat kaçırmayacak şekilde anlatmaya geçebilirim. Merak edeceğinize emin olduğum için ekstra bir çaba harcamama hiç gerek yok. Baksanıza şuna: Gözlerini kullanmadan gören adam. 🙆‍♀️
Bu öykü birkaç hayat hikâyesini de bünyesinde barındırıyor aslında.

Kahramanımız Henry Sugar. -Gerçek ismi bu değil elbette. Sadece onu ve hatırasını korumak adına değiştirilmiş.-
Babası çok zengin olduğu için kendisine kalan miras sayesinde zengin olan Henry, bir gün bile çalışmamıştır. Kendisine, giyim ve kuşamına, özel zevklerine çok önem verirken kendinden başka kimseyi sevmeyen ve düşünmeyen bencil birinin tekidir.

Henry Sugar türü adamlar deniz yosunları gibi oradan oraya sürüklenir. Onları dünyanın her yerinde görebilirsiniz. Aman aman kötü adamlar değillerdir ama iyi adam oldukları da söylenemez. (sf 110)

Bu tür zengin adamların paraya karşı doymak bilmeyen bir iştahları vardır, sürekli kazanmak kazanmak isterler. Bunun yanında bir sabah uyandıklarında beş kuruşsuz kalacaklarmış gibi korku duyarlar. Henry de böyle biridir ve iyi bir kumarbazdır.

Bir hafta sonu arkadaşı Sir William Wyndham'ın konuğu olarak Londra'dan Guildford'a gider. Hayatının orada sonsuza dek değişeceğini kim tahmin edebilirdi ki?

Ev sahibinin malikânesi çok güzeldir, geniş bir arazisi vardır. Fakat yağmurlu bir hava olduğu için şanssız olduklarına hükmedip kumar oynamayı teklif ederler. Beş kişi oldukları için biri dışarıda kalır. Şansının o an yaver gitmediğini düşünen Henry, evi dolaşmaya çıkar. Can sıkıntısıyla aylak aylak gezindikten sonra yolu kütüphâneye düşer. Arkadaşının babasına aittir ve tüm duvarları boylu boyunca, çeşitli el yazması ve değerli olanların da mevcut olduğu kitaplarla doludur. İlk etapta ilgisini çekmez. Sonra sevebileceği kitapları aramaya başlar. Yalnızca polisiye ve gerilim hikâyeleri okumaktan hoşlanır. Aradığını bulamaz ve tam giderken gözü bir şeye takılır. Hayli ince ve diğerlerinden öne doğru çıkık olmasaydı asla ilgisini çekmezdi. Eline aldığında bir defter olduğunu sanarak açar ve ilk sayfasında mürekkeple yazılmış şu notla karşılaşır:

GÖZLERİNİ KULLANMADAN GÖREN ADAM
Imhrat Khan'la Yapılan Bir Söyleşi Üzerine Rapor
Yazan: Dr. John F. Cartwright
Bombay, Hindistan
Aralık, 1934
(sf 112)

Elle yazılan bu kitabı tuhaf ve ilgi çekici bulduğu için oracıkta okumaya başlar Henry.

Doktor, kendisine gelen ve gözlerini kullanmadan görebildiğini iddia eden adamla tanışmasını anlatıyordur. Gezici bir tiyatroda çalışıp yaptığı numaralarla halkı eğlendirerek geçimini sürdüren bir adamdır Imhrat Khan. Gittiği kentlerde oranın en büyük hastanesindeki doktorlara gözlerini bandajla kapattırarak gösterisinin inandırıcı olmasını isterdi. O gün de öyle yapmıştı. Gözlerini kapatmalarına, kat kat sarmalarına rağmen normal bir insan gibi hiç bir yere çarpmadan düşmeden bisikletine binerek uzaklaşır adam. Doktorlar arkasından şaşkınlıkla bakakalınca, gösterisini izlemeye giderler. Kafasına bir teneke fıçı geçirilmesine rağmen bir iğneden ipi geçirebilecek kadar görebilen bu adam ilgilerini çeker. Bu bir umuttur. Gözleri görmeyen insanlar belki onun sayesinde yeniden görebilecek, kulakları sağır olanlar da duyabilecektir. 🙂

O akşam gösteri sonunda doktor, bu mucizevi adamla bir röportaj yapmak istediğini söyler. Anlattıklarını bir makaleye dönüştürerek diğer insanlara fayda sağlamasını amaçlamaktadır. Hem bu sayede onun ismi daha çok duyulacak ve gösterileri dolup taşacaktır.

İkisi de sabaha dek uyumaz. Biri başından geçen tüm macerayı eksiksiz olarak anlatırken diğeri de hiçbir sözcük kaçırmadan not eder. Sabah olduğunda adam evine gider ve uyur. O günün akşamında iki doktor yine gösteriyi izlemeye gider fakat kapıdaki şu yazıyla karşılaşırlar: "Bu geceki gösteri iptal edilmiştir."
Etraftaki toplanan kalabalığa sorduklarında ise gözlerini kullanmadan gören adamın öldüğünü öğrenirler. :(
Yatağına yatmış, uyumuş ve bir daha uyanmamıştır. Kendisine kızar doktor. Onun gitmesine izin verdiği için pişmandır. Korkunç bir keder ve öfke duygusunun altında ezilircesine geri dönerler.

Bir daha artık hiç kimse bu işi nasıl yaptığını bilmeyecek. İşte Imhrat Khan'la iki buluşmam sırasında olup bitenlerin gerçek ve yalansız öyküsü budur.
İmza: Dr. John F. Cartwright,
Bombay, Hindistan
Aralık, 1934 (sf 147)

Spoiler olmasın diye bu yeteneği nasıl öğrendiğini söyleyemem ama bu satırları okuyan Henry'in gözlerinin çakmak çakmak bir ışıltıyla nasıl baktığını tahmin edebilirsiniz sanıyorum. Kitaptaki adamın anlattığı değerli bilgileri kendine öğretmen olarak kabul ettikten sonra, onun yaptığını ve belki de daha fazlasını yapamamasına hiçbir engel yoktu. O anda daha önce hiç var olmamış bir çalışma ve azim duygusu gelmişti içine. Amacı iskambil kartlarının arka yüzlerinden ön yüzünü beş saniye içinde görebilmekti. Bu sayede dünyanın en zengin insanı olabilirdi.

Elindeki kitap hiç kimsenin eline geçmemeliydi ve kimseye bir şey anlatmamalıydı. Kitabı çalmaktan başka çaresi yoktu ve çaldı. Onun kutsal kitabıydı artık, eğiticisi.

Peki Henry Sugar, bu isteğine kavuşabilecek miydi?


Ben bu satırları yazmadan önce, yönetmenin seçkisindeki diğer üç filmini de izledim. Kuğu, Zehir ve Fare Avcıları. Her biri 17 dakikalık kısa ama etkisi kocaman bu filmleri de izlemenizi tavsiye ederim.

20231013_101837.jpg

Kitaba dönersem, içinde Şeker Henry'den sonra Otostopçu isimli öyküsünü de beğendim. Bir de Roald Dahl, yazarlığa nasıl başladığını bir öyküyle anlatmış. İlgi ve beğeniyle okudum. Geçmişinde yaşadığı zorluklar, yatılı okuldaki işkenceyle geçen acıklı yıllar, sonrasında pilotluk kariyeri okumaya değerdi. İlk öyküsü olan Çantada Keklik'i ilk yazarlık tecrübesi olduğu için merakla okudum fakat öncesinde bahsettiği şeyler daha ilgi çekici geldi bana.

O kadar şaşırtıcı ki bir insanın aklında yazarlığa dair hiçbir istek yokken bir olay sonrasında en güzel hikâyeleri anlatabiliyor oluşu..

Benim için yazma işinin keyfi, öykü uydurmaktan geliyor. (sf 214)

Eğer filmleri izlerseniz ve kitabın sayfalarında bir gezintiye çıkacak olursanız mutlu olurum. Beni de bundan haberdar etmeyi unutmayın sakın. Buraya kadar okuyan arkadaşlarıma teşekkür ederim. 💐

H2
H3
H4
3 columns
2 columns
1 column
14 Comments
Ecency